Toplumsal Cinsiyet Araştırması Basın Toplantısı Yapıldı


(21 Eylül 2014)- Aile Akademisi Derneği 4 ülke ve Türkiye'yi kapsayan "Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Politikalarına Dayalı Politika Uygulayan Ülkelerde Kadın ve Aile" araştırmasının sonuçlarını kamuoyuyla paylaştı. Bursa Ördekli Kültür Merkezi'nde yapılan basın toplantısına STK temsilcileri ve basın mensupları iştirak etti. Yaklaşık 1,5 saat süren toplantıda Araştırmayı yapan Yrd. Doç. Dr. Mücahit Gültekin ve Uzm. Psikolog MEryem Şahin sunum yaptı. Mücahit Gültekin'in toplumsal cinsiyet eşitliği kavramınını analiz ettiği ve konuşmanın ardından Meryem Şahin söz aldı ve İzlanda, Finlandiya, Norveç ve İsveç üzerinde yaptıkları araştırmanın verilerini sundu. Daha sonra Aile Akademisi Derneği adına araştırma raporuna ilişkin basın açıklaması Mücahit Gültekin tarafından okundu. Basın açıklamasının okunmasından sonra katılımcıların sorularına verilen cevaplarla birlikte program son buldu. Aşağıda araştırma raporuna ilişkin toplantıda Mücahit Gültekin'in yaptığı konuşma ve okunan basın açıklması bulunmaktadır:

 

Mücahit Gültekin: Niçin Toplumsal Cinsiyet Politikalarını Uygulamaya Devam Ediyoruz?

Değerli Basın Mensupları, Değerli STK Temsilcilerimiz,

Hepimizin bildiği bir gerçek var: aile toplumun temelidir. Toplumun temeli bugün derin sarsıntılar geçiriyor. Boşanma oranları artmaya devam ederken evlilik oranları azalıyor. 2000 yılından bu yana boşanma oranları yaklaşık %350 artmıştır. Bugün her 5 evlilikten biri boşanmayla sonuçlanmaktadır. Bütün ülkelerde yapılan araştırmalar göstermektedir ki, boşanmaların arttığı ülkelerde adli suçlarda da artış meydana gelmektedir. Boşanma oranlarının artması, psikolojik problemlerin artması, uyuşturucu ve madde kullanımının artması, şiddet ve fuhuş gibi sorunların artmasıyla ilişkilidir.

Biz Aile Akademisi Derneği olarak, ülkemizde "aile" böylesine bir çözülme süreci içine girmişken Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı'nın  uygulamakta olduğu "toplumsal cinsiyet eşitliği"(TCE) politikasını mercek altına aldık. Toplumsal cinsiyet eşitliği politikası kadın ve erkeğin ev içi ve sosyal rollerine ilişkin toplumdaki algıyı değiştirmeyi amaçlamaktadır. TCE'ye  göre iki tür cinsiyet vardır: Biyolojik cinsiyet ve toplumsal cinsiyet. Biyolojik cinsiyet doğuştan getirilirken toplumsal cinsiyet toplum ve kültür tarafından inşa edilmektedir. TCE teorisyenleri bazı kültürlerin ve ilahi dinlerin kadına ve erkeğe farklı sosyal roller yükleyerek toplumsal cinsiyet ayrımcılığına neden olduklarını belirtmektedirler. Kadın ve erkeğin her alanda eşit olması gerektiğini iddia eden toplumsal cinsiyet eşitliği politikaları modern batılı kadın algısını esas almaktadır. Bunun için kadının iş yaşamına atılmasını, özgürlüğünü eline almasını ve bağımsız olmasını öngörürken; eş olmak, annelik ve ev hanımlığı gibi geleneksel rolleri toplumsal cinsiyet ayrımcılığının temel dinamikleri olarak görmektedir. Toplumsal cinsiyet eşitliği teorisyenleri toplumumuzun temel dinamiği olan İslam Dini'nin de toplumsal cinsiyet ayrımcılığı ürettiğini ısrarla vurgulamaktadır. Bu çerçevede toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamak ve kadının özgürlüğü adına 2004 yılında Türk Ceza Kanunu'ndan edeb, ırz, namus, haya gibi kavramlar çıkarılmış, bakire ve bakire olmayan ayrımı kaldırılmıştır. Yine toplumsal cinsiyet ayrımcılığı ürettiği iddiasıyla aile reisi kavramı kaldırılmış, evlilik yaşı 17'ye çıkarılmıştır. Bugün ülkemizde bütün bakanlıklar ve devlet mekanizmaları kendisini "toplumsal cinsiyet eşitliği" temelinde yeniden düzenlemekte ve örgütlemektedir.

Türkiye Cumhuriyeti 9. kalkınma planında toplumsal cinsiyet eşitliğini devletin ana politikası haline getirmiştir. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı 2008-2013 yılları arasında uygulanmak üzere 5 yıllık Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Ulusal Eylem Planı hazırlamış ve uygulamıştır. Mili Eğitim Bakanlığın bütün ders kitaplarını toplumsal cinsiyet eşitliği temelinde yeniden düzeltmektedir. Ülkemizin yetkilileri toplumsal cinsyet eşitliği politikalarını uygulamak konusunda birikim ve tecrübe sahibi ülkelerden çeşitli mekanizmaları model ve örnek almaktadır. Sadece Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı değil devletin bütün mekanizmaları toplumsal cinsiyet eşitliği politikalarını inançla ve ısrarla uygulamaktadır. TCE Avrupa Birliği müktesabatının makro göstergeleri arasında yer almaktadır. Peki niçin TCE ülkemize bu denli ısrarla dayatılmaktadır?

1. Öncelikle şu bilinmelidir ki, TCE teorisyenlerinin argümanları herhangi bir bilimsel temel dayanmamaktadır. Onlarca araştırma doğuştan getirilen farklılıkların bazı sosyal rollere de yansıdığını göstermektedir.

2. TCE eşitliği politikaları en çok ulusal ve uluslar arası sermaye tarafından desteklenmektedir. Kadın hakları, kadının ekonomik özgürlüğü bahane edilerek, kadın ucuz işgücü olarak fabrikalara kapatılmak istenmektedir.

3. Kadının annelik ve eşlik rolünden sıyrılıp "işçi" rolünü sürdürmesi, çocuğun da profesyonellere teslim edilmesi anlamına gelmektedir. Bunun için kreşler ve çocuk yuvalarının sayısı TCE göstergeleri arasında kabul edilmektedir. Böylelikle ailenin çocuğu üzerindeki pedagojik işlevi de sıfırlanmış olacaktır. Çünkü neo liberal sistemler anne-babayı aradan çıkarıp çocuğu tamamen kendisi şekillendirmek istemektedir.

4. Aile yok edilmek istenmektedir. TCE argümanları kadını erkeğe karşı provake ederek çatışmaya yöneltmekte, ailedeki güven ortamını sarsmaktadır. Hatta bu noktada çıkarılan yasalar kadını kocasını ispiyonlamaya teşvik etmektedir. Aile kontrolünden uzaklaşmış, akrabalık bağları kalmamış çocuklar ve bireyler neoliberal haz politikalarına daha kolay lokma haline getirilecektir. 

5. Diğer taraftan kadın haklarını savunduklarını iddia eden TCE savunucuları kadınların koca zulmünden bahsederken patronların kadınlar üzerinde kurduğu sömürü sisteminden hiç bahsetmemektedir. Kadınların dizilerde, reklamlarda, filmlerde cinsel bir meta olarak kullanılması onları rahatsız etmemektedir.

6. Ülkemizde dinimizin yanlış anlaşılmasından ve kimi geleneklerimizden kaynaklanan kimi uygulamalar kadının zulme uğramasına neden olmaktadır. Bunu kabul ediyoruz. Ama TCE savunucuları tarafından bunun bahane edilerek ailenin hedef haline getirilmesine dikkat çekmek istiyoruz. Biz sorunun olduğunu kabul ediyor, ama çözüm önerilerinin sorunu daha da büyüttüğünü söylemek istiyoruz.

7. Özellikle şunu vurgulamak istiyoruz: Geleneklerimiz ve dinimiz toplumsal cinsiyet ayrımcılığı doğuruyorsa, bize hangi kültürün toplumsal cinsiyet algısını öneriyorlar?

Biz bu araştırmamızda kadına şiddet ve aileyle ilişkili sorunların çözüm yolu olarak gösterilen toplumsal cinsiyet eşitliğini en iyi şekilde uygulayan ülkelerde kadının ve ailenin içinde bulunduğu tabloyu nesnel olarak yansıtmak istedik. Dünya Ekonomik Forumu'nun 2012 yılında yayınladığı toplumsal cinsiyet indeksinde TCE politikalarını en iyi uygulayan 4 ülkeyi, İzlanda, Finlandiya, Norveç ve İsveç'i, 5 temel değişkeni esas alarak ve Türkiye'yle karşılaştırmalı olarak araştırdık. Bu ülkelerdeki aile yapısını, evlenme-boşanma oranlarını, kadına şiddeti, uyuşturucu ve madde kullanımını ve evlilik dışı doğum oranlarını inceledik. 50 yıldan bu yana toplumsal cinsiyet eşitliği politikalarını ısrarla uygulayan bu ülkelerdeki tabloyu bilimsel ve nesnel verilere dayalı olarak aileyi dert eden gözlerin dikkatine sunmak istedik. Araştırmamızda şu soruyu sorduk: kadına şiddet, çocuk eğitimi, kadın-erkek eşitliği, cinsel istismar gibi konularda Türkiye'ye ağır eleştiriler getiren toplumsal cinsiyet eşitliği savunucularının söylediği gibi TCE politikaları eğer bu sorunların çözümünde etkili ise, bu politikayı uygulayan ülkelerde durum acaba nedir? Türkiye'nin de model aldığı bu ülkelerde acaba kadın-erkek-çocuk ve ailenin sosyal ve psikolojik görünümü nasıldır?

Şunu vurgulamak istiyorum: Sorunları görmek, hissetmek, yaşamak ve dert etmek yeterli değildir. İki şey yapılması gerekmektedir. Birincisi doğru bir teşhis, ikincisi ise doğru ve etkili tedavi. Ancak şurası açıktır ki, doğru bir teşhis yapmadan doğru tedavi yapılması mümkün değildir. Biz Aile Akademisi Derneği olarak toplumumuzda ailenin giderek çözülmesini ekonomik sorunlar, alkol ve uyuşturucu, aldatma, internet ve kumar gibi mikro sebeplere bağlamıyoruz... Biz bu sorunları da var eden ve pekiştiren temel politikaların asıl sorun olduğunu düşünüyoruz. Sivrisinekler de elbette ki rahatsız edicidir ama asıl sorun bataklıktır. 

 

AİLE AKADEMİSİ DERNEĞİ

TOPLUMSAL CİNSİYET EŞİTLİĞİ ARAŞTIRMASI BASIN AÇIKLAMASI

Türkiye Cumhuriyeti, kadına şiddet, kadın-erkek ilişkilerindeki adaletsizlik, "namus cinayeti",  aile içi problemler gibi sorunların temelinde toplumsal cinsiyet ayrımcılığını görmekte ve bu sorunların çözümünü de toplumsal cinsiyet eşitliği (TCE) politikalarının uygulanmasında aramaktadır. Bunun için Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı (ASBP)  2008-2013 yıllarını kapsayan 5 yıllık "Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Ulusal Eylem Planı" hazırlamış ve uygulamıştır. Ülkemizdeki bütün devlet mekanizmaları TCE temelinde yeniden yapılandırılmaktadır. Bütün yasalar TCE dikkate alınarak çıkarılmaktadır. Milli Eğitim Bakanlığı ders kitaplarını TCE'yi dikkate alarak yeniden düzenlemektedir.  TCE politikaları ülkemizdeki kadın-erkek ve aile algısının değiştirilmesini amaçlamaktadır. Bu araştırmada sözü edilen sorunların çözümünde TCE politikalarının gerçekten etkili olup olmadığını anlamak için bu politikanın en yetkin şekilde uygulandığı ülkeler araştırılmıştır.

Araştırmada, Dünya Ekonomik Forumu tarafından 2012 yılında yayınlanan rapora göre toplumsal cinsiyet eşitliği (TCE) politikalarını en iyi uygulayan 4 ülke, 5 değişken (evlenme ve boşanma oranları, kadına şiddet, aile yapısı, alkol ve madde kullanımı ve intihar oranları) çerçevesinde incelenmiştir. Araştırmada her ülke için 50 yıllık dönemi kapsayan veriler analiz edilmiştir. 

Araştırma sonuçlarına göre TCE politikalarının uygulandığı ülkeler Türkiye'ye göre sözü edilen sorunları çok daha dramatik şekilde yaşamaktadır. Bu ülkelerde 1960 yılından itibaren evlenme oranları azalmış, boşanma oranları ise artmıştır. Bu ülkelerde 50 yıllık dönem boyunca intihar oranları, uyuşturucu kullanımı, evlilik dışı doğum oranları artmıştır. Sözü edilen ülkelerde her iki çocuktan biri evlilik dışı ilişki sonucunda dünyaya gelmektedir. Ayrıca bu ülkelerde kadına şiddet oranları da yüksek seviyelerdedir. Bu sonuçlar göstermektedir ki, TCE politikaları bu politikaları 50 yıldır uygulayan ülkelerde de sözü edilen sorunlara çözüm olamamıştır.

Biz Aile Akademisi Derneği olarak bu sonuçlara dayanarak şunu soruyoruz: Toplumsal Cinsiyet Eşitliği politikalarını yaklaşık 50 yıldır yetkin bir şekilde uygulayan bu ülkelerde kadın ve aileye ilişkin sorunlar çözülememiş bilakis artmıştır. O zaman başta ASPB olmak üzere yetkili merciler bu politikayı uygulamayı niçin sürdürmektedir? TCE'nin öne sürdüğü argümanlar toplumumuzun değerleri ve sosyal yapısı ile uyuşmamaktadır. Yetkililer bu politikayı uygulamakta ısrar ettikçe ülkemizdeki kadın ve aileye ilişkin sorunlar çözülemeyecek ve belki de aile yapısı giderek daha hızla dağılmaya devam edecektir.

Aile Akademisi Derneği olarak yetkilileri TCE politikalarını uygulamaya son vermesini çağırıyor, sözü edilen sorunların çözümü için aşağıdaki önerilerimizin dikkate alınmasını talep ediyoruz.

  1. Toplumsal Cinsiyet Eşitliğine dayalı politikalar yeniden gözden geçirilmelidir.  Çünkü bu politikalar kadını erkeğe karşı rekabete yöneltmekte ve çatışma dilini kullanmaktadır.
  2. Eşler arasında sabır, hoşgörü, fedakârlık ve merhamet kavramlarına vurgu yapılmalıdır.
  3. Kadının iş yaşamına teşvik edilmesi (kadının çalışması propagandası) bir devlet politikası olarak uygulanmamalıdır. Kadının çalışması öznel koşullarla yakından ilişkilidir; ailenin tercihine bırakılmalıdır.  Bu durum ayrıca, ?çalışmayan kadın ikinci sınıf vatandaştır? gibi bir algıyı da beslemektedir.
  4. Çalışmayan kadınların çalışmamasından kaynaklı problemlere vurgu yapıldığı kadar, çalışan kadınların da iş yaşamı kaynaklı problemlerine de vurgu yapılmalıdır.
  5. Devlet, kadının çalışmasından daha çok piyasanın ve çalışma koşullarının insanileştirilmesine odaklanmalıdır.
  6. Kadın ve erkeğin cinsiyet kimliğinden kaynaklanan farklılıkların sosyal yaşamda ne gibi farklılıklara yol açacağı konusu ajite edilmeden bilimsel ve ilmi veriler ışığında değerlendirilmelidir.
  7. Aile Bakanlığı çocuğun anne hakkına odaklanan politikalar üretmelidir. Çocuğun ?anne hakkından? kısıp kadının ?çalışma hakkına? verilmesi adil bir yaklaşım görünmemektedir.
  8. Kadın ve erkeklik rollerine ilişkin yerleşik algılara toptancı bir şekilde yaklaşılmamalıdır. Olumlu algı ve uygulamalar desteklenmeli, olumsuz algı ve uygulamalar değiştirilmeye çalışılmalıdır.
  9. Toplumsal cinsiyet politikaları kadının haklarını kadının doğası ve öznel koşulları üzerinden değil, ?erkeklik? üzerinden tartışmaktadır. Erkeğe odaklanmış bu yaklaşım biçimi, hem kendi içinde paradoks taşımakta hem de kadının fıtratına uygun hakları elde etmesine engel olmaktadır.
  10. Cinsiyet ayrımcılığının kaldırılmasının yolu, kadının erkeklik, erkeğin de kadınlık rollerine yaklaştırılması değildir. Bu, cinsiyet ayrımcılığının değil, cinsiyetler arasındaki farklılığın kaldırılmasına hizmet eder. Erkeğin de kadının da yapabileceği iş, görev ve roller olduğu gibi cinsiyet farklılıklarından kaynaklı olarak her bir cinsiyetin daha kolay ve doğasına uygun iş ve görevlerin de söz konusu olabileceği hesaba katılmalıdır.

 Araştırma raporu için tıklayınız

 

basin.jpg

Bu site’de yer alan bilgiler kaynak gösterilerek kullanılabilir. 
Eposta: info@aileakademisi.org  
Aile Akademisi© 2011
Tasarım:Baydar Bilişim