İslami Kimlik ve Kariyer Semineri


(AİLE AKADEMİSİ/13 MAYIS 2015)-Aile Akademisi Derneği Başkanı Mücahit Gültekin EBSAD (Eğitim Bilimleri ve Sosyal Araştırmalar Derneği) ve İlim Yayma Cemiyeti'nin ortaklaşa düzenlemiş olduğu programda üniversite öğrencileriyle bir araya geldi. Mücahit Gültekin programda "İslami Kimlik, Müslüman Şahsiyet ve Kariyer" başlıklı bir konuşma yaptı. Konuşma metnini aşağıdan okuyabilirsiniz.

Kariyer Kavramı Modern Kapitalist Düzenin Merkezi Kavramlarından Birisidir

Kariyer kavramından başlamak istiyorum. Kariyer kavramını bir reklamdan hatırlıyoruz: "Çocuk da yaparım kariyer de" diyordu bir kadın. Bu reklamın temel mesajı şuydu: "Annelik ve kariyer ayrı ayrı şeylerdir ve annelik kariyerinize engel olmamalıdır." Kariyer kavramı ilginç bir kavram. İtalyanca carriera kelimesinden geliyor ve araba yolu anlamına geliyor. İtalyanlar yük arabasına "Carro" diyor.  İngilizce'de "to carry" taşımak anlamına geliyor. Kavramın etimolojik kökeniyle de ilişkili olarak "kariyer" biriktirdiğimiz "dünya yükünü" ifade ediyor. Yol, yük ve taşımak, kavramın anahtar noktaları. Kargo kelimesi de buradan geliyor.

Curriculm Vitae kelimelerinin baş harfleriyle kısaltılmışı olan CV ise yaşam yolu anlamına geliyor.

Kariyer modern kapitalist dünyanın merkezi kavramlarından birisidir. Yaşam özgeçmişimiz dediğimiz şey, bu kültüre göre iş yaşamındaki başarı ve başarısızlıkları içerir. Bir diğer ifadeyle CV modern insanın amel defteridir. İşverenler bu amel defterine bakarak bireye bir fiyat biçerler. Bu sebeple modern dünyada insanlar kendilerini yaptıkları işle tanımlarlar ve yaptıkları işe göre toplumsal bir değer kazanırlar. Bu bakımdan günümüz dünyasının insanları için kariyer planlaması çok önemlidir. Bunun için kariyer danışmanları ve menajerler bu kişilerin yaşamlarını planlıyorlar. Bir bakıma kariyer danışmanları ve menajerler "mürşid-i kamil" vazifesi görüyor. Size işinizde daha başarılı olmanız ve ilerlemeniz için neler yapmanız gerektiğini anlatıyorlar.

Örneğin "kariyeri başarılarla dolu kişi" demek, "model insan" anlamına geliyor. Başarılı bir kariyer için, ne yapmak gerekiyor? Pek çok uzmana göre yaptığınız işi adanmışlık duygusuyla yapmanız gerekiyor. Halbuki büyük İmam Ebu Hanife: ?Ticaret Allah için yapılır ve Allah yolunda harcanır. Bunun yanında insan geçimini de sağlamış olur" diyor.

Bakınız, materyalist dünyada takvanın yerini "başarı" almıştır. Önemli olan çaba değil, sonuçtur. Bu sebeple peygamberler tarihine seküler bir perspektiften bakan bir kişi, bütün peygamberleri başarısına göre bir sütun grafik halinde gösterir. Buna göre Mesela Hz. Nuh sonlarda yer alır. Hz. İbrahim sonlarda yer alır, çünkü tek başına bir ümmetti. Seküler adamın kafası böyle çalışır. Sonuçlara göre bir puan verir.  

Kariyer danışmanları bize zengin ve güçlü olmanın yollarını gösteriyor, kendini bu dünyaya adamalısın diyor. Zenginlik, güç, makam ve şatafat vaat ediyor. Halbuki Allah Kasas Suresi'nde "ben mustazaflardan yanayım" diyor. "Ben yalınayaklılardan yanayım, mazlumlardan yanayım" diyor. Peygamber Efendimiz, "garipler mübarektir" diyor.  

Neo-Liberal Kapitalist Dünya Gençlerin Kimlik Arayışını Kariyer Kavramıyla Karşılamaya Çalışıyor

Şimdi bunları niçin söylüyorum: Gelişim psikolojisi bize gençlik döneminin aynı zamanda bir kimlik arayışı dönemi olduğunu söylüyor. Neo-liberal kapitalist dünya, gençlerin bu arayışını meslek, iş ve kariyer kavramıyla doldurmaya çalışıyor. Yani, "kariyerimiz kimliğimizdir" ya da "kimliğimiz kariyerimizdir" diyebileceğimiz bir bilinç yüklemeye çalışıyor. Bunun temelinde materyalist bir dünya görüşü yatıyor. Materyalist dünya görüşünün insanı kariyeri için yaşar.

Şimdi yaşadığımız dünyada işin/kariyerin/mesleğin ne kadar önemli olduğunu ahlak ve hastalık kavramları üzerinden göstermek istiyorum.  Psikiyatrik hastalıkların tanımlandığı DSM kitabında hastalık semptomlarından birisi de mesleki işlevselliğin yitirilmesidir. Yani üretemez ya da tüketemez duruma geliyorsanız, bu hasta olduğunuzun bir işareti olabilir. Psikiyatrist Richard Uren "Kapitalizm çalışan kişileri fabrikaya kapatır, psikiyatri ise çalışamayan kişileri akıl hastanelerine kapatır" diyor.

Günümüzde Bir Şeye "Kötü" Demek İstiyorsanız Seküler Bir Gerekçe Bulmak Zorundasınız

Ahlak kavramının karşılığı olarak biliyorsunuz etik kavramı kullanılıyor. Gerçi etik ve ahlak kavramı arasında bir fark gözetiliyor ama pratikte ahlakın seküler karşılığı olarak kullanılıyor. Şimdi seküler değerlere dayalı bir sosyal yaşamda hiç bir şeyi ahlaki bir gerekçeyle sınırlandıramazsanız. Bir şeyin kötü olduğunu söylemek istiyorsanız, seküler bir gerekçe bulmak zorundasınız. Örneğin sağlığa zararlı, maliyeti yüksek, başarıyı engelliyor gibi gerekçelerle açıklayabilirsiniz. Örneğin, "Fuhuş, ahlaksızlıktır, haramdır, günahtır" diyemiyorsunuz. Ancak fuhuş cinsel yolla bulaşan hastalıklara yol açar, bu açıdan zararlıdır, diyebilirsiniz. Çünkü çoklu ahlak anlayışı var. Size hemen "Kime göre ahlak?" "Neye göre ahlak" diye itiraz ederler. Ama dikkat edin, işyerinde ahlaki davranış çok önemseniyor. Örneğin takım çalışması, organizasyonel yurttaşlık gibi kavramlar buna işaret ediyor. Mesleki etiğe uymazsanız meslek odaları tarafından ağır bir şekilde cezalandırılabilirsiniz. Neden, çünkü işyerinde çalışkan olmanız, dürüst olmanız, alkol almamanız, şehvetinizi kontrol etmeniz üretimin hızı, kalitesi ve maliyeti açısından çok önemlidir. Dışarıda ne yaparsanız yapın, diyor.Çünkü onun için insan önemli değil, kâr ve güç önemli.

Görüldüğü üzere bu tanımların hepsi kapitalist düzenin ve patronların kar amacı gözetilerek yapılandırılmaktadır.

İslami Kimlik: Vahiy Merkezli Yaşamak

Şimdi İslami kimlik, ya da Müslüman kimliği kavramına gelecek olursak... Kimlik "ben kimim" sorusuna verilen ontolojik/varoluşsal bir cevaptır. "Ben kimim?" sorusu da zaten varoluşsal bir sorudur. Bu soru aslında "ben neyim" ve "ben niçin varım" sorularını içinde barındırır. Dolayısıyla verilen cevap "yaşam yolunuzu" da belirleyecektir. Bu soru bir perspektif, bakış açısı, bir "duruş" sorusudur. Bize dünyaya baktığımız bir çerçeve sunar ve bütün bir hayatımızı yön verir, olaylar karşısında nerede, kimlerle duracağımızı belirler.

Bu soru aslında doğal olarak "Ben kim değilim?" sorusunun da cevabını içerir ve zorunlu olarak bütün kimlikler kendini öteki üzerinden tanımlar. Yani öteki olmasaydı, kimlik sorunu da olmazdı. Örneğin "Ben Müslüman'ım" demek, "ben Hıristiyan değilim, ben Yahudi değilim, ben materyalist değilim, ben ateist değilim, ben seküler değilim" demektir aynı zamanda. O zaman Müslüman'ım demek, aynı zamanda ne olmadığımızı da söylemektir.

Bir Varlığın Ne Olduğunu Söylemek Onun Amacı Hakkında Bilgi Vermektir

Bunları şunun için söylüyorum. Bir nesnenin/varlığın ne olduğunu söylemek aynı zamanda onun varlık amacı hakkında da bilgi vermektir. Örneğin bu bir kitaptır dediğimde, "bu okunmak için vardır" demiş oluruz. "Bu bir kalemdir" dediğimizde bu yazmak için vardır, demiş oluyoruz. Ben Müslüman'ım dediğimde ise, ben Allah içinim demiş oluyoruz. Yani benim bütün işlevlerim, benim bütün varlık belirtim ve hareketliliğim Allah içindir, demektir. Zaten Müslüman teslim olan anlamına gelir. Yani varlık tanımımız teslimiyet üzerinden kurulur. Buradan bakınca, Allah'tan bağımsız bir varlık tanımı yapamıyoruz. Müslüman kimlik, Allah'a teslim olan, Allah karşısında bağımsız bir varlığı bulunmayan, bütün işlevselliğini O'nun indirdiği değerlere dayandıran kişi demektir.

Kimlik, İşlevi ve Amacıyla Özdeştir

Şimdi bakın Kur'an'da bir kişinin veya grubun varlığı tanımlandıktan sonra onun işlevi de tanımlanır. Örneğin "Siz insanlar içinden çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz, iyiliği emreder kötülükten nehyedersiniz" diyor. Yine, "Müminler Allah yolunda savaşır, kafirler ise tağut yolunda" savaşır" diyor. "Eğer gerçekten mümin iseniz Allah'tan korkun" deniliyor. "İman ettik demekle bırakılacağınızı mı sandınız?" deniliyor.  Örnekleri çoğaltabiliriz. Bütün bunların hepsinde insanın ne olduğu/kim olduğu tanımlandıktan sonra ne yapması gerektiği de peşinden gelmektedir.

Peki bizim işlevlerimiz nelerdir? Yani insanın işlevleri nelerdir:   İnsan okur, insan kazanır, insan aile kurar, insan yönetir, insan karar alır, insan savaşır, insan affeder, insan üzülür, insan sevinir, insan korkar, insan öfkelenir vs. O zaman Müslüman kimliği demek bütün bu işlevlerin hepsinin Allah için yapılması demektir. Yani insanın pek çok  işlevi, ortaktır. İnsanı müslüman yapan bu işlevlerini hangi amaçla kullandığı, diğer bir ifadeyle hangi yolda kullandığıdır. Örneğin bir kişi bunların hiç birisini bir başka yaratılmış varlık için yapamayacağı gibi, kendisi için de yapamaz. O yüzden Kur'an "Gördün mü nefsini ilah edineni?" diyor;  şimdi bir kimlik tanımı yapıyor. O zaman bu kişinin işlevlerini de hemen sayması lazım. Ne diyor, yetimi doyurmaz, yolda kalmışa yardım etmez ve hayrı engeller, diyor. Yani bu nefsi ilah edinmenin doğal işlevidir.

Yani, yaptığın şeye, ne amaçla yaptığın değer katmaktadır.

Şimdi şu ayetin üzerinde bir kez daha düşünelim: "De ki: Benim namazım, ibadetlerim hayatım ve ölümüm alemlerin rabbi olan Allah içindir" Demek ki, benim namazın ve ibadetlerim... Allah için olmayabilirmiş... Bu ayette işlevlerin kimliğini belirleyen "Allah için" olmasıdır. Dolayısıyla namaz ve ibadetler kim olduğumuz hakkında hemen bir fikir vermeyebilir. Burası çok önemli biraz sonra buraya tekrar döneceğim... 

Kimlik Pozitif ve Negatif Yönleriyle Tanımlanır

Bu bir kimliği tanımlamanın pozitif yönüdür. Yani, kimliği "yapması gerekenlerle" tanımlama boyutudur. Kimlik aynı zamanda negatif yönüyle de tanımlanmalıdır. Yani ne olmadığı ve ne yapmaması gerektiğiyle. Mümin demek, doğal olarak "kafir değildir" demektir. Dolayısıyla kafirin yaptığını da yapamaz. Bu sebeple Kur'an müminlerin ne olmadığını ne yapmaması gerektiğini de söylemiştir.

Müslümanlar Yeryüzünün Savunma Sistemidir

Şimdi insan ve cinler dışında hiç bir varlık kimliğini belirleme şansına sahip değildir. O yüzden kimliğinin dışında "mış gibi" yapmaz, yapamaz. Yani bir aslan ceylan gibi davranamayacağı gibi, bir balık da kara hayvanı gibi davranamaz. Bir ağaç taş gibi olamaz, su da ateş gibi olamaz. Kimliklerinin dışında davranması demek o varlığın "ifsada" uğraması demektir. Örneğin Otoimmün hastalıkları bu konuda çarpıcı bir örnektir. Savunma sistemini normalde vücuda zararlı organizmalara karşı savaşması için tanımlanmıştır, yani kimliklendirilmiştir. Yani bu işlevle özdeştir. İngilizcede identity "özdeş, aynı" anlamına gelmektedir. Yani işleviyle, tanımlanışıyla, amacıyla özdeş varlık. Şimdi otoimmün bozukluklarında vücudun savunma sistemi vücuda saldırmaya başlıyor. Şeker hastalığı, alzheimer, MS, skleroderma gibi hastalıkların sebebi budur. Yani tanımlanışının dışında hareket eden bir varlık ifsada yani bozulmaya neden olur.

Şimdi insan da Allah'a kulluk etmesi için yaratılmıştır, yani insan böyle tanımlanmış, kimliklendirilmiştir. Bunu "Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım"  ayetinden anlıyoruz. İnsan bu kimlikle özdeş işlevselliğe sahip olmaz ise o zaman bir bozulmaya uğrar ve çevresini de bozulmaya uğratır. Bakın Allah Kur'an'da insanların bazısını diğer bazılarıyla defetmeseydi yeryüzü fesada uğrardı buyuruyor. Yani Müslümanlar aynı zamanda yeryüzünün savunma sistemidir. Bu savunma sistemi, ancak bozgunculara karşı savaşa girer. Aynen otoimmün hastalıklarda olduğu gibi, immün sistem kendi hücre ve dokularına karşı savaşmaya başlarsa vücud çöker. O yüzden Peygamber efendimiz müminleri bir vücudun azalarına benzetmiştir. Yani müminler birbirlerine zarar veremezler.

O zaman Müslüman kimliğin özdeş olduğu işlevlerden birisi yeryüzünü ifsad edenlere karşı mücadele vermektir. Bu onun görevidir. Eğer bu görevi yerine getirmez ise vücud hastalanır ve çökebilir. Şimdi biraz önce dedim ki, kimliklendirme işleviyle özdeştir. Ve varlık kendi kimliklendirilişi dışında, eğer insanın müdahalesi olmaz ise, iradi olarak hareket etmez. Fakat insan bunun dışındadır. İnsan kendisini bir kimlikle isimlendirip, kimliğiyle özdeş olmayan işlevlere sahip olabilir. Münafıklar bunun açık örneğidir. Onlar kendilerini müslüman olarak tanımlarken, bu kimliğin gerektirdiği davranışla özdeş değillerdir. Yani bunlar hem vücudun savunma sistemi olarak kendilerini tanımlamakta hem de otoimmün hastalıklarda olduğu gibi vücudun doku ve hücrelerine zarar vermektedirler. Halbuki immün sistem dışarıdan gelen antijenlere karşı savunmaya geçerken vücudun kendi ürettiği antijenlere karşı tepki vermemektedirler. Tıpta bu duruma "immün tolerans" deniyor. Yani savunma sistemi, kendinden olana karşı tolerans yani hoşgörü gösteriyor. Kur'an bu durumu "Müminler kendi aralarında merhametli ve şefkatli kafirlere karşı şediddirler" diyerek tanımlıyor.

O zaman İslami kimliğe sahip bir kişi, "Biz herkese saygılıyız, herkesle dostuz, herkesle kardeşiz" diyemez. Bu otoimmün sistemin dışarıdan gelen yabancılara da "buyur" etmesi anlamına gelir ki, bu, vücudun, bir diğer ifadeyle yeryüzünün ifsada uğraması demektir. Zira mikroplar vücudumuza girdikten 20 dakika sonra ikiye katlanır, 40 dakika sonra dörde katlanır. Eğer otoimmün sistem bu mikroplara müdahale etmemiş olsaydı bir kaç saat içinde vücudumuzda milyonlarca mikrop olurdu. Ancak savunma sistemimiz biz farkında olmasak bile mikroplar vücuda girdiğinde hemen hareket geçer ve onların çoğalmasına izin vermezler. Bu da demek oluyor ki, mikroplara müdahale edilmez ise mikropların çoğalması ve vücudu teslim alması söz konusu olabilir ve bu hızlı bir şekilde gerçekleşir.

İslami Kimlik Yeniden Tanımlanıyor: Tolerans ve Savunma Ayarları Amaçla Özdeş Olmaktan Koparılıyor

Şimdi şu noktada dikkatli olmalıyız. Müslüman kimlikle özdeş olmayan bir işlevle  yeniden tanımlama gibi bir durumla karşı karşıyayız. Bu işlev "hoşgörü/tolerans" işlevidir. Müslüman kimliğe deniyor ki, bozgunculara karşı da toleranslı ol. Çünkü Müslümanların olduğu bir yerde bu mikroplar çoğalma fırsatı bulamıyor. Yani bugün sizler olmasaydınız, İslami cemaatler olmasaydı, ülkemizde gördüğümüz sorunlar çok daha hızlı bir şekilde büyümüş ve ülkeyi teslim almış olacaktı. Büyük alimlerimiz olmasaydı böyle olacaktı. Burada Erbakan Hoca'ya da binlerce selam olsun. Eğer o "Hadi ordan" demeseydi, bizler bu şekilde olmayacaktık. O bize "hayır" demeyi öğretti. Bunun farkında olan küresel mikrop merkezleri/üreticileri bugün İslam coğrafyalarında iki yola başvuruyor. Avrupa'da ise islamofobi denilen bir projeyi yürürlüğe koyuyor. İslam'dan korkutmak suretiyle Avrupa ve Amerika halklarını bu mikroplara karşı savunmasız bırakmak istiyor.

İslam ülkelerinde uyguladığı iki yol ise şunlar: İlk olarak yeryüzünün savunma sistemi olan Müslümanları kendinden olanlara karşı kışkırtıyor. Bunun için mezhepçilik ve ırkçılık kartını oynuyor. Dolayısıyla immün sistem kendi doku ve hücrelerine saldırmaya başlıyor ve vücud takatsiz düşüyor, mikroplara açık hale geliyor.

İkinci yol ise müfsid değerlere ve odaklara karşı "tolerans/hoşgörü" gösterilmesini öğütlüyor. Bunu demokrasi, özgürlük, eşitlik, insan hakları gibi kavramlara dayanarak yapıyor. Şimdi düşünün ki, kendisinden olanlara karşı düşmanca muamele eden ama düşmanına karşı hoşgörüyle/toleransla davranan bir Müslüman modeli var ediliyor. Bu nasıl bir İslami kimlik? Kur'an diyor ki: "Müminseniz eğer, inancınız size ne kötü şeyler emrediyor?"

İslami kimlik bir yön sahibi olmaktır, bir yol sahibi olmaktır. Bir amaç sahibi olmaktır.

Bizler kelime-i şehadet getirerek müslüman oluyoruz. Bu kelime kimliğin pozitif ve negatif tanımının temellerini veriyor. Bir; ilah olarak Allah'ı kabul ediyorum. İki; Allah dışında bütün ilahlık iddia edenleri reddediyorum.

Bir Kişiyi Namazı ve İbadetleri İslami Kimlikli Yapmaz

Şimdi konuşmamın başlarında söylediğim ayeti tekrar hatırlayalım: "Benim namazım, ibadetlerim hayatım ve ölümüm alemlerin Rabbi olan Allah içindir." Yani burada şu önemli nokta var: Bir kişiyi namazı ve ibadetleri İslami kimlikli yapmaz. Bunların alemlerin Rabbi Allah için olması, o ibadetleri kimliklendirir. Şimdi bize başını örtebilirsin, zekat verebilirsin, namaz kılabilirsin, hayır hasenatta bulunabilirsin ama bunları alemlerin yöneticisi/rabbi olan Allah için yapamazsın deniyor. Peki bunları ne için yapmalıyız? Demokrasi için deniyor. Demokrat kimlik diye bir şey var. Demokrat kimlik demek, ibadetlerin Allah için olmaktan arındırılarak yapılması demektir. Bu şu an için müslümanların karşı karşıya olduğu en büyük risktir. Çünkü bu kimlik, mikroplara karşı da tolerans gösteriyor. Böyle bir kimlik ifsadı önleyemez. Dolayısıyla böyle bir durumda İslami kimlikle özdeş olan nehy-i anil münker vasfı yerine getirilemez. Yani şuna kalem diyoruz ama içinde mürekkebi yok. Kalem diyoruz ama yazamıyor. Yazmayan bir kalem ne kadar kalemse, ifsadla mücadele etmeyen bir müslüman da o kadar İslami kimliğe sahiptir. 

www.aileakademisi.org

islami_kimlik.jpg

Bu site’de yer alan bilgiler kaynak gösterilerek kullanılabilir. 
Eposta: info@aileakademisi.org  
Aile Akademisi© 2011
Tasarım:Baydar Bilişim