Seminer: Çocuklarla Öğrenmeye Dayalı İletişimin Temel Prensipleri


(AİLE AKADEMİSİ/15 Haziran 2015)- Aile Akademisi Derneği Başkanı Mücahit Gültekin Afyon Sandıklı'da Müftülüğün Kur'an Kursu hocaları, imamlar, müezzinler ve diğer din görevlilerine yönelik  düzenlediği programa konuşmaca olarak katıldı. "Çocuklarla Öğrenmeye Dayalı İletişimin Temel Prensipleri" başlıklı konuşmayı 200'e yakın katılımcı dinledi.

"Çocuklara bir şey öğretirken ilk dikkat edilmesi gereken husus, psikolojik iklimin pozitif olmasıdır" diyen Mücahit Gültekin, "çocukların öğreneceği şeyi sevmesi öğreneceği ortamı ve öğreten kişiyi sevmesiyle de ilişkilidir" dedi.

Daha sonra öğretim ortamında dikkat edilmesi gereken prensipleri anlatan Gültekin, şunları söyledi:

1. Psikolojik İklimin Pozitif Olmasına Dikkat Edin

Çocuklarımız sizin olumsuz duygularınıza değil, üzerinde düşünecekleri şeye odaklanabilmelidirler. Unutmayın kaygılı, stresli ve öfkeli ortamlar çocuğun düşünme becerilerini felç edebilir.

2. Çocuğun Yaşını ve Gelişimsel Dönemini Dikkate Alın

*Çocuğumuzun yaşının ve gelişim döneminin çok üstünde olan bir faaliyeti yapmaya çalışmamız başarısızlıkla sonuçlanacaktır. Bu ise çocukta ?ben yapamıyorum? duygusunun oluşmasına neden olur. Öğrenme ortamlarına karşı, ya da başarısız olduğu o faaliyete karşı ileride de çekingen ve soğuk davranabilir.

*ÖNEMLİ: Gelişimsel dönem yaşla paralel gitmez. Bu yüzden ?kıyaslama? yanıltıcıdır.

*Örnek: Dil gelişimindeki bireysel farklılıklar.

*Bir faaliyetin gelişimsel döneme uygun olup olmadığını nasıl anlayacağız?

3. Başarısızlıklarda Öğretici, Başarılarda İse Teşvik Edici Olun

*Başarısızlık öğrenme ortamlarında ?normal? bir şeydir.

*Böyle bir durumda başarısızlığa neden olan temel etmeni bulmaya çalışınız. (gelişimsel dönem, psikolojik faktörler, ön bilgi yetersizliği)

*Sebebi belirledikten sonra ?açıklayıcı-öğretici? bir tarzda çocuğun ne yapması gerektiğini söyleyin.

*Eğer Çocuk yine başarısız olmuşsa ?ısrar? etmemek en iyisidir. Ama çocuğun sözü edilen faaliyeti yapabileceğini düşünüyorsanız, başka bir zamanda tekrar deneyin.

*Ama tekrar denemeden önce çocuğunuzu o faaliyete hazırlayacak ön faaliyetler yapmak faydalı olur.

*Örneğin: Uygulanan kuvvet aynı kalsa bile alan daraldıkça basınç artar. 

*Örneğin: Çarpma çalışıyoruz. Faaliyet başarısızlıkla sonuçlanmış ise, daha sonraki bir etkinlikten önce ön faaliyet olarak bir oyun oynanabilir.

*Başarılarda güzel sözle ödüllendirin. Ama ödülleri idareli kullanın.

*Çocuğumuzun başarılarını hiçbir zaman için ?abartılı? bir şekilde karşılamamak en doğrusudur. Çünkü böyle bir abartılı ödülün, çocuğa tersten şöyle bir mesaj göndermesi de mümkündür: ?Bunu başarman benim için çok önemliydi. Bu kadar sevinmem neden zannediyorsun? Eğer başaramamış olsaydın en az bu kadar etkilenirdim? Bu gizil mesaj ileride çocuğunuzu derinden derine kaygılandırmaya başlayabilir.

4. Sabırlı olun

Öğrenmek zaman alan bir süreçtir. Sabır gerektirir. Hemen hiçbir gelişim gözümüzle takip edebileceğimiz kadar hızlı bir şekilde gerçekleşmez. Çocuklar konuşabilmek için yaklaşık 6 ay boyunca ağlama antrenmanları yapar (Son zamanlarda yapılan araştırmalar, çocukların doğumdan itibaren ağlama davranışlarının konuşmanın bir ön hazırlığı olduğunu göstermiştir, yani çocuklar sadece acıktıkları ve altları temiz olmadığı için ağlamazlar). Ya da yürümek için yaklaşık bir 10-12 ay uğraş verirler. Sabırlı olmayan bir kişi, öğretemediği gibi, öğrenciye zarar da verebilir.

5. Düşünme Faaliyetleri İçin Seçtiğiniz Zamana Dikkat Edin

*Herhangi bir düşünsel faaliyet için seçtiğiniz zamanın, yapacağınız faaliyet üzerindeki etkisi belki de tahmin edemeyeceğiniz kadar büyüktür. Buradaki anahtar nokta şudur: ?sizin için değil, çocuğunuz için en uygun olan zaman, doğru zamandır? Ama buna rağmen çoğu zaman bir ?vakit? sorunu olan çağımız anne-babası daha çok kendisi için uygun olan zamanı gözetmektedir.

*Peki, çocuğunuzla böylesi bir faaliyet için en uygun zaman hangisidir? Tek cümleyle: çocuğunuzun istekli olduğu an. Bu anı kaçırmamanızı öneriyoruz.

*Elbette ki her zaman çocuğunuzun istekli olmasını beklemeniz doğru olmayabilir. İstek göstermediği zamanlarda ne yapmalısınız?

6. Faaliyetlerinizin İçine Biraz Latife Katın

Çoğu zaman, düşünme ve öğrenme etkinliklerini biz sıkıcı ve korkutucu hale getiririz. Bunun temel sebebi, anne-babalar olarak bizlerin bu işi gereğinden fazla ciddiye almamız ve ?başarı? merkezli olarak bu faaliyetleri yapıyor olmamızdır. Hal böyle olunca, işin içine başarısızlık da girmekte ve öğrenmenin kendisinden çok sonuca odaklanarak bu tür faaliyetler yapılmaktadır. Sonuç elbette ki önemlidir. Ama faaliyetin kendisinden daha önemli değildir. Çünkü başarı da zaten o faaliyetin sürdürülebilir olmasına bağlıdır.

7. Doğal Ortamlardan Yararlanın

*Günübirlik yaşamın kendisi çoğu zaman içinde bir düşünme faaliyeti barındırır; güneşin doğması, ayın ışığını güneşten alıyor olması, bir çiçeğin açması, bir kedinin tuvaletini toprakla örtmesi, bir bebeğin doğar doğmaz annesini emmeye başlaması... Bütün bunlar düşünme faaliyeti olarak kullanılabilir. Hatta kendi günlük işlerimizi bile düşünme becerilerini geliştirmek için kullanabilriz. Bunları fark edip, günlük işlerimiz içinden düşünme becerilerini geliştirecek etkinlikler çıkarmak mümkündür. Örneğin çamaşırlarımızı katlayıp, çekmecelere dizerken, çocuğumuzdan yardım isteyebiliriz. Bütün çamaşırları gruplayıp, sınıflandırarak dizmesini isteyebiliriz. Böylelikle çamaşır dizme işini küçük bir matematik etkinliğine de dönüştürmüş oluruz.

*Ya da çamaşırlarımızı asarken kullandığımız mandalları gösterip, ?Ben çamaşırlarımı asarken mandal kullanıyorum. Senin de buna benzer kullandığın bir şey var. Onunla sende bir şeyleri tutturuyorsun. Nedir o acaba, bulabildin mi?? gibi bir soru, çocuğun benzetme ve kıyaslama becerilerini geliştirebilir. Ataç ve mandal arasında kuracağı bir benzerlik, çocuğumuza aynı zamanda başka eşyalar arasında da bir benzerlik kurmasına rehberlik edecektir. Hatta buradan küçük bir oyun bile çıkabilir. Herkes sırayla bir eşya söyler ve evden ona benzeyen başka bir eşyayı bulmasını ister. Hangi yönüyle benzediğini de açıklamalıyız (şekil, işlev, kullanma amacı vb.). Bu oyun çocuğumuzun aynı zamanda ilişki kurmasına ve bütüncül düşünmesine de hizmet edecektir.

8. Kendi Düşünme Becerilerinizi Kullanarak Çocuklara Örnek Olun

* Çocuklar olaylar ve durumlar karşısında nasıl mantık yürütecekleri hakkında sizin konuşmalarınızdan çok fazla şey öğrenebilirler. Bunu yapmanın en güzel yolu eşinizle sürekli bir şeyler hakkında konuşmak, yorumlar yapmaktır. Sohbet çocuklarımızın düşünme becerilerini geliştiren en önemli etkinliktir. Evde sohbet olursa, çocuklar sohbetin içine dalacaklar, sohbetin içinde yüzecekler demektir. Sohbetin içinde, iddialar olur, argümanlar olur, akıl yürütme olur, eleştiri olur, yöntem olur vs. Evde kimse olmadığı zaman bile sesli düşünerek bunu sağlayabilirsiniz.

Diyelim ki, küçük yaşta bir çocuğunuz var. Örneğin yanlışlıkla bardağı kırdınız. Buradan kendi kendinizle yapabileceğiniz pek çok diyalog bulunmaktadır: ?Bardağı tam da masanın kenarına koymuşum. Biraz daha masanın ortasına koysaydım düşmeyebilirdi(neden-sonuç). Bir dahaki sefer daha dikkatli olurum. Şimdi şuraları süpüreyim. Gelen birisi olursa bu cam kırıklarının üzerine basıp ayağı kesilebilir. O nereden bilsin ki, burada bardak kırıldığını(önlem alıcı düşünme, bir başkasının bakış açısından düşünme). Bu, bu hafta kırdığım ikinci bardak. Geçen hafta da 2 bardak kırmıştım. Etti dört bardak (toplama). Zaten 13 tane bardağımız vardı. Şimdi dört tanesi eksildi, geriye yedi bardak kaldı (çıkarma). Neyse yarın 4 tane daha bardak alırım. Tanesi 2 lira. 4 tane alırsam sekiz lira olur (çarpma). Babamızdan sekiz lira istemem gerekiyor??

9. Çocuğunuzun Düşünme Becerileri Üzerine Düşünün

*Bu prensibin işaret ettiği iki nokta var. Birincisi, çocuğunuzun düşünme yeteneğini takip edin ve onun nasıl akıl yürüttüğüne dikkat edin. İkincisi ise, çocuğunuzun düşünme becerilerini nasıl geliştireceğiniz üzerine siz de düşünün.

*Çocuğunuzu sürekli olarak gözlemleyin. Bu çok önemlidir. Çocuğunuz (eğer okul öncesi dönemde ise) sürekli olarak bir gelişim içindedir. Çocuğunuzun gelişimsel sıçramalarını iyi takip etmelisiniz. Bunları kaçırmamalısınız. Gözlemlediğiniz bu değişiklikler sizin de çocuğunuzla yapacağınız faaliyetlerin içeriğini, yöntemini ve amaçlarını değiştirecektir. Gerekli değişiklikleri zamanında yapmak için çocuğunuzu doğal ortamlarında gözlemleyin.

*Örnek: Akıldan eşya tutma oyununda, çocuğun aklından tuttuğu eşyayı sürekli değiştirmesi. (Baba kuralları anlayamadığını düşünüyordu. Ama biraz araştırılınca anlaşıldı ki çocuk babasının bulmasını kendi yenilgisi sayıyor, yenilmemek için eşyayı değiştiriyordu.)

10.Sebep-Sonuç; Sonuç-Amaç İlişkilerine Sık Sık Vurgu Yapın

Çevremizde gördüğümüz, yaşadığımız olayların altında yatan sebepler olduğu gibi her birinin bir amacı da bulunmaktadır. Sadece nedenler üzerinde durmak yeterli değildir. Bu, bir olayı ya da durumu bütün yönleriyle kavramamız için yeterli olmaz. Örneğin yağmurun yağma sebepleri üzerinde bir açıklama yapmak, yağmurun yağma amacı hakkında bize bilgi vermez.

Sebepler genellikle bir olayın/olgunun öncesine vurgu yapar. Amaçlar ise bir olay ya da olgunun sonrasına vurgu yapar.  Başka bir ifadeyle sebepler bizi geriye, amaçlara ise ileriye götürür. Bir durumu hakkıyla değerlendirmek için her ikisine de ihtiyacımız vardır. Bazen bir olayın/durumun altta yatan sebebi aynı olmasına rağmen amaçları farklı olabilir. Bu da bizim o durumu olumlu ya da olumsuz değerlendirmemizi etkilemektedir.

11. Olasılık Bildiren Bağlaçları Daha Vurgulu Kullanın

*Kesinlik bildiren bağlaçlar genellikle tek sonuçlu bir düşünce yapısı oluştururken, olasılık bildiren bağlaçlar iki ya da daha fazla sonucu hesap etmemizi gerekli kılar. Çocuklarımız daha çok küçük yaşlardan itibaren bizim bu bağlaçları doğru ve yerinde kullanmamızla, esnek ve çok yönlü düşünmeyi öğrenebilirler.

*Örneğin ?belki? bağlacı olasılık bildiren bir bağlaçtır ve iki sonucun olabilirliğine de eşit bir şekilde vurgu yapar: var-yok, doğru-yanlış, az-çok, hasta-sağlıklı vb.

*??e-bilir-?a-bilir? şeklinde ifade edilen yargılar da olasılık bildirir. Bir durumun gerçekte olasılık taşıyıp taşımadığını değerlendirerek cümlelerimizi kurmalıyız. Bir durum olasılığa açıkken onu kesinlik bildiren bir şekilde ifade etmemiz, hatalı düşünme tarzlarının temel sebeplerinden birisidir.

*Örneğin, spor yapanlar sağlıklı yaşar, gibi bir yargı gerçekte bir olasılık bildirirken, sözünü ettiğimiz şekilde ifade edilmesi kesin bir yargı uyandırır. Bu cümlenin doğru şekli, spor yapanların sağlıklı yaşama ihtimalleri daha fazladır, şeklinde olmalıdır. Bu örnekle birlikte şunu da vurgulamalıyız: Çocuklarımızla konuşurken, sadece olasılıkları bildirmekle kalmamalı aynı zamanda olasılıkların arasında bir derecelendirme de yapmalıyız; büyük ihtimalle, çok büyük ihtimalle, belki, küçük bir ihtimalle, çok küçük bir ihtimalle gibi...

12. Soru Sorun, Ama Nasıl?

*Çocuklarımızın düşünme becerilerini geliştirecek sorular sorabilmenin ilk şartı soru çeşitleri hakkında bilgi sahibi olmaktır. Örneğin, cevabı kesin olan sorular olduğu gibi cevabı kesin/net bir şekilde verilemeyecek sorular da vardır. Bazı sorular, sadece bilgi almayı amaçlarken, bazı sorular ise o bilgiyi kullanmayı gerekli kılar. Bazı sorular tek cevaplı iken, diğer bazılarının birkaç cevabı birden vardır. Bazı sorular çocuğu geçmişe götürürken, başka bir grup soru çocuğun geleceği düşünmesine önayak olur.

*Burada özelikle bilgi isteyen sorular ile akıl yürütme gerektiren sorular arasındaki farka değinmek gereklidir. Bilgi gerektiren sorular gerçekte çocuğun düşünme becerilerini değil, düşünme becerilerinin önemli bir aracı olan hafıza ve aktarmayı daha çok geliştirir ve bu tür soruları sormak daha kolaydır. Akıl yürütme gerektiren sorular ise çocukların gerçek anlamda düşünme becerilerini geliştiren, onları bir çıkarım yapmaya götüren ve sorulması daha zor hatta iyi de bir beceri gerektiren sorulardır. Düşünme becerilerini geliştirmek için iyi sorulmuş bir sorudan daha değerli bir şey olamaz.

*Örneğin, İstanbul?u fetheden padişahın ismi nedir, gibi bir soru çocuktan bilgi isteyen ve bir çıkarımda bulunmayı gerektirmeyen bir sorudur.  Ama Fatih eğer İstanbul?un surlarını yıkabilecek güçte toplar döktürmeseydi savaşın sonucu ne olurdu gibi bir soru, hem cevabı kesin olmayan hem de çıkarımda bulunmayı gerektiren bir sorudur.

13. Televizyondan Uzak Durun

Mümkünse okul öncesi dönemde evinizde televizyon bulundurmayın. Ama bu mümkün değilse, çocuklarınızın televizyon seyretmesi konusunda kesin kurallarınız olsun. Günde 1-1,5 saatten fazla televizyon seyretmelerine izin vermeyin.

www.aileakademisi.org

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

seminerrrr.jpg

Bu site’de yer alan bilgiler kaynak gösterilerek kullanılabilir. 
Eposta: info@aileakademisi.org  
Aile Akademisi© 2011
Tasarım:Baydar Bilişim