Üçüncüsü Düzenlenen ÖNLEYİCİ AİLE EĞİTİMİ Başladı


(AİLE AKADEMİSİ / 9 OCAK 2015)- Aile Akademisi Derneği'nin bu yıl üçüncüsünü düzenlediği "Önleyici Aile Eğitimi" İncirli Kültür Merkezi'nde başladı. 9 Hafta sürecek eğitimin ilk konuşmacısı olan Mücahit Gültekin "Çocuklarımızı Kim Nasıl Tehdit Ediyor: Önleyici Aile Modeli" konusunu ele aldı. Programın başlangıcında dernek başkan yardımcısı Yasin Kuruçay Önleyici Aile Eğitimi konusunda kısa bir bilgi verdi. Kuruçay, yedi farklı konunun her birinin alanında uzman kişiler tarafından "çözüm odaklı" olarak ele alınacağını belirterek, eğitimin sonunda anlatılan konuların grup üyelerine kitapçık şeklinde verileceğini söyledi. Eğitime katılan grup üyeleri kendilerini tanıttıktan sonra Mücahit Gültekin konusunu anlatmak üzere söz aldı.

Ailenin sadece Türkiye'de değil bütün bir dünyada tehdit altında olduğunu belirten Gültekin, "Bu sorunun hepimiz farkındayız, ama sorunun asıl nedenlerini görmekte zorlanıyoruz. Boşanmaların, şiddetin, uyuşturucunun, tüketim bağımlılığı, kumar alışkanlığı vb. sorunların ardında yatan asıl nedeni göremediğimiz sürece bu sorunlara çözüm üretmemiz de mümkün olmayacaktır. Doğru bir tedavinin ilk şartı, doğru bir teşhiste bulunmaktır" dedi. Mücahit Gültekin konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Bunun için önleyici aile modelinin ilk prensibi 'tehlikenin farkında olmaktır.' Peki tehlike nedir?  Tehlike, semptomlarla sorunları karıştırmamızdır. Boşanmalar, uyuşturucu, kumar, marka bağımlılığı vs. bunların hepsi semptomdur, belirtidir. Semptomlar hastalığın/sorunun sinyalleridir. Bizim asıl bu semptomları var eden, bu semptomların altında yatan sebepleri görebilmemiz gerekir. Bakın bugün Bonzai ülkemizde yasak ama Bonzai'ye götüren bütün yollar serbest. Biz bugün Bonzai'yi konuşuyoruz ama çocuklarımızı Bonzai'ye götüren haz merkezli materyalist kültürü konuşmuyoruz. Hatta diyebilirim ki, bu kültürü yücelten, sahiplenen argümanlar kullanıyoruz. Bu projede ele alınacak sorunların tamamının altında yatan ana sebep sekülerleşmemizdir. Gösteriş ve şov kültürü içinde yaşıyor ama çocuklarımızın kötü arkadaş etkisinde kalmasından, marka tutkusundan, kumar bağımlılığından yakınıyoruz. Buradaki tezatı anlayabilmemiz gerekir. Şov kültürü/popüler kültür,  beğenilme, alkışlanma, çoğunluğa dahil olma üzerine kuruludur. Hepimiz beğenilmek istiyoruz, alkışlanmak istiyoruz, güçlü olmak, zengin olmak istiyoruz; 'vay be! helal olsun adama' denilsin istiyoruz.  Çocuklarımızın rütbesiyle, zekasıyla, makamıyla, kazandığı parayla, kazandığı üniversiteyle övünüyoruz. Çokluğu seviyor, yalnız kalmaya, horlanmaya, kınanmaya tahammül edemiyoruz. Çocuklarımız bizdeki bu zaafları görerek, hissederek büyüyor.

Eğer çocuklarımızın bu sorunlardan uzak büyümesini istiyorsak, ilkin onlara 'düşmanlı bir dünyada' yaşadıklarını öğretmeliyiz. Evet, bizim düşmanımız var. Düşmanlı bir dünyada yaşamak demek buzlu bir yolda yürümeye benzer. Her an kayma/düşme tedirginliği/dikkati/şuuru/bilinciyle bu hayatı yaşamalıyız. Ama biz düşmanımız yokmuş gibi davranıyoruz.  Rahat ve konfor arıyor, çocuklarımıza rahat ve konforlu bir yaşam vaat ediyoruz. Bakın Kur'an bize sürekli düşmanımızı tanıtıyor. Kur'an baştan sona bize Şeytan'ı anlatıyor, onun tuzaklarını anlatıyor. Neden? Çünkü düşmanını tanımazsan, dinini de, ahlakını da koruyamazsın. Allah'ın Hz. Adem'i yarattıktan sonra ona ilk uyarısı 'düşman" uyarısıdır; 'Bu senin apaçık düşmanındır, onun söylediklerine kanma' demiştir. İsra Suresi'nde aynen şu söyleniyor: 'Onlardan güç yetirdiklerini sesinle sarsıntıya uğrat, atlıların ve yayalarınla onların üstüne yaygarayı kopar, mallarda ve çocuklarda onlara ortak ol ve onlara çeşitli vaadlerde bulun. Şeytan, onlara aldatmadan başka bir vaat etmez. '  Bakınız, şeytan mallarımıza da çocuklarımıza da ortak olmak istiyormuş. Ne demektir bu? Mallarda ortak olmak demek, kazanırken de harcarken de bize yön vermesi demektir. Çocuklarda ortak olmak demek, yetiştirirken de, onlara bir hedef belirlerken de bizi manipüle etmesi demektir. Düşmanımızın olduğunu bilmek, bizi uyanık kılar, bilgili kılar, bilinçli kılar. Düşmanımızın olduğunu bilmek bizi mücadeleye yöneltir. Kötülüklerle mücadele bizi korur. Kötülüklerle mücadele eden bir atmosferde büyüyen bir çocuk dostunu da düşmanını da tanımaya başlar."

Daha sonra önleyici aile modelinin diğer prensiplerini anlatan Gültekin, bu prensiplerin;

*  Bataklıkla mücade etmek

* Çocuğun yanında, yanlışın karşısında olmak

* İyi bir model olmak

* Ahiret bilinciyle hareket etmek.

olduğunu söyledi. Her bir prensibi ayrıntılarıyla anlatan Gültekin, Önleyici Aile'nin özelliklerini şu şekilde sıraladı:

* Önleyici aile çocuğunun pedagojik sorumluluğunun kendisinde olduğuna inanır; Bu sorumluluğu bir kuruma, bir kişiye, bir uzmana devretmez.

* Önleyici ailede evde otoriteyi temsil eden birisi vardır. (Son sözü söyleyen, son kararı veren)

* Önleyici aile, çocuklarının hatalarına karşı duyarlıdır; çocuklarını savunma/kayırma refleksiyle hareket etmez.

* Önleyici aile çocuğunu değil, değerleri merkezi alır.

* Önleyici aile, çocuklarını konfora ve rahatlığa değil; zor ve sıkıntıya alıştırır.

* Önleyici aile, sosyal sorunlarla ilgilenir ve sosyal sorunlar hakkında evde sohbet eder; çocuklarını bilgilendirir.

* Önleyici aile çocuğuyla sohbet eder, oyun oynar; ona zaman ayırır.

* Önleyici aile, ?aile? algısıyla hareket eder; birey algısıyla değil.

* Önleyici aile, fedakardır. Ailesi için yaptığı fedakarlığın kendisi için yapılmış bir fedakarlık olduğunun bilincindedir.

* Önleyici aile ?ailenin bütünlüğüne? inanır. Ailenin fertlerinden birisinde olan problemin diğer fertleri de etkileyeceğini bilir.

* Önleyici aile evde, sabır, sevgi, şükür, adalet, doğruluk, hoşgörü, afvedicilik, sorumluluk yardımlaşma/paylaşma gibi ahlaki değerlere dayalı bir atmosfer oluşturur.

* Önleyici aile çocuğunu takip eder ama tahkir etmez. İyi bir gözlemcidir.

İsraf kavramına da değinen Mücahit Gültekin, çocuklarımızda bir tasarruf bilinci oluşturmanın önemine de değindi. "İsraf demek sadece, lambaları, muslukları açık bırakmak değildir. Çocuklarımıza duygularımızı da, düşüncelerimizi de, zamanımızı da israf etmememiz gerektiğini öğretmektir" dedi. Çocuklarımızın bir kahramanı olması gerektiğini söyleyen Gültekin, "Anne-babalar çocuklarını onların ilgilerine, yeteneklerine ve kişiliklerine uygun kahramanlarla tanıştırmalıdır. İslam tarihinde ve günümüzde çocuklarımıza model olabilecek pek çok gerçek kahraman vardır. Bu kahramanlar evde bol bol sohbet konusu olmalıdır" dedi.

Gültekin sözlerini şöyle bitirdi:  "Çocuklarımıza şunu sık sık vurgulayalım: 'Yanlış olmaktansa, yanlışlarla birlikte olmaktansa yalnız ol!" 

Önleyici Aile Eğitimi, önümüzdeki hafta Yasin Kuruçay'ın "Müzik Etkisi" sunumuyla devam edecek.

www.aileakademisi.org

 

 

 

 

20150109_193908.jpg

Bu site’de yer alan bilgiler kaynak gösterilerek kullanılabilir. 
Eposta: info@aileakademisi.org  
Aile Akademisi© 2011
Tasarım:Baydar Bilişim