İslam’da Gençlik -3 Emre Yumrukaya Mevdudi'yi anlattı.


18624800_660561300890303_126099224_n_270x203.jpg

 

Yumrukaya: Mevdudi Ümmetin Her Derdine Bir Çare Üreterek Gençlere Örnek Olmuştur.

Aile Akademisi'nin hazırladığı, Uludağ Üniversitesi Fikir ve Münazara Topluluğunun paydaşı olduğu İslam’da Gençlik 3 projesinin 3. Haftası Emre Yumrukaya’nın sunduğu “Mevdudi” başlığıyla devam etti.

Konuşmasına böyle güzel bir programa kendisini davet ettiği için Aile akademisine ve Fikir ve Münazara Topluluğuna teşekkür ederek başlayan Emre Yumrukaya, “bir uzman olarak değil, kişisel okumalarım sonucunda edindiğim kanaatlere göre anlatmaya çalışacağım” diyerek konuşmasına devam etti.

Aile Akademisi’nin düzenlediği programın son derece önemli olduğunun altını çizen Emre Yumrukaya, bugün gençliğin hayatlarına yön verecek önderlerin tanınmasının eksikliğinin ciddi bir kayıp olduğunu ifade etti. Ayrıca önderleri ve mücadelelerini anlamaya çalışmanın gençlere o çağı ve o çağın ruhunu da anlama fırsatı vereceğini, bu fırsatın günün imkânlarını daha iyi anlamaya da bir olanak sağlayacağını ifade etti.

Programda Emre Yumrukaya Hocamız aşağıdaki konulara değindi:

İçinde Bulunduğu Ortam

Tarihte iz bırakan öncü şahsiyetlerin, hayatlarının ve görüşlerinin anlaşılabilmesi için öncelikle bir dönem analizi yapılması gerekmektedir. Yaşadığı dönemin siyasal, sosyal ve ekonomik atmosferini göz önüne almadan yapılacak bir okuma, bu kişilerin, görüşleri, eserleri ve bunların sonuçları hakkında yanlış bir kanaate götürecektir.

Mevdudi, 20. yüzyılın başlarında doğmuştur ve bu dönem siyasal çalkantılarla doludur: Batılı sömürgeciler İslam dünyasının neredeyse tamamını fiilen veya dolaylı yoldan işgal etmişlerdir; Osmanlı Devleti yıkılmak üzeredir ve İslam dünyasında artık İslam’ın ‘siyasi’ gücünü temsil eden hiçbir otorite kalmamıştır; İslam dünyasının hemen her tarafında ulus-devletler kurulmuştur; din, yeni kurulan devletlerde tali bir konuma itilmiştir; Batı’nın siyasi ve ahlaki değer ve düşünceleri benimsenmeye başlanmıştır; Müslümanlar hâkim paradigmaların etkisiyle kendi öz değerlerine karşı önyargılara kapılmış, batılı ve profan materyalist değerlere karşı bir eziklik ve kompleks geliştirmişlerdir; Pakistan’ın müstakil bir devlet olarak Hindistan’dan ayrılması da bu dönemde yaşanmıştır.

Mevdudi’nin yaşadığı dönemde İslam’ın sosyal ve siyasal anlamda bir etkisi ciddi anlamda kalmamıştı. Ulus devletlerin hızla kuruluşu ve yaygınlaşması ile birlikte İslam’ın çağa dair söyleyecek bir sözünün olmadığı düşünülüyordu. Bir yandan tüm dünyada ve özelde İslam dünyasında sömürge ve işgal devam ederken, diğer yandan İslami söylemin reçete olarak kitlelere sunulabileceği bir ortama da ihtiyacı vardı. Mısır’daki İhvan-ı Müslimin hareketi ile birlikte Mevdudi’nin Cemaati Müslümin hareketi İslam’ın çağa ve çağın sosyal ve siyasal sorunlarına bir söz söyleyebileceğini ispat etti.

Mevdudi yaşanılan dini ve siyasi kriz ortamında çok ciddi çalışmalar yaptı. Siyasi, sosyal, kültürel ve dini ihya çalışmaları büyük bir dikkat ve hassasiyetle gerçekleştirdi.

 

Yaşamı

25 Eylül 1903 yılında Hindistan’ın Haydarabat eyaletine bağlı Evrengâbâd kasabasında doğmuştur. Kendisine dedesinin ismi Ebu’l-Ala ismi verilmiştir. Hz. Hüseyin’in soyundan geldiği için kendisine ‘’Seyyid’’ denilmektedir, yani soyu Hz. Peygamber’e kadar uzanır. Ecdadı Afganistan’ın Herat bölgesinden gelip Hindistan’a yerleşmiştir. Mevdudi, ilim ve irşad yolunda emekleri olan bir aileden geliyor. Soyları Çişti tarikatının en ön gelen kollarından birine dayanıyor. Mevdudi bu durumu şöyle açıklıyor: ‘’Ben, 1300 yıllık bir irşad, züht ve tasavvuftarihine sahip bir aileye mensubum.’’

Mevdudi’nin babası Seyyid Ahmet Hasan, 1855 yılında Delhi’de ilim ve takva ehli bir zat olan Mir Seyyid Hasan’ın oğlu olarak dünyaya gelmiştir. Seyyid Ahmet Hasan, Hukuk tahsilini tamamlamıştır ve avukattır. Ahmet Hasan, vaktinin çoğunu ibadet ve tefekkür ile geçirdiğinden hukukçuluk mesleğini ihmal etmiştir. Bütün mallarını satarak Evrengabad’tan ayrılarak ailesi ile birlikte Delhi’ye taşınıp burada geçirdiği üç yıl zarfında tamamen manevi seyre yönelmiştir ve bu arada ailesi de yoksul düşmüştür. Mevdudilerin akrabası olan Başkadı Muhyiddin Han kendisini aşırılıklarından dolayı azarlamıştır ve Mevdudi’nin babası Ahmet Hasan bu tavsiyelere uyarak avukatlığa geri dönmüştür, ancak bundan sonra sadece haklı olduğuna yüzde yüz kanaat getirdiği davaları almıştır.

Mevdûdî’nin üzerinde babasının, idealizm, takva, tevazu, adalet gibi birçok konuda etkisi büyük olmuştur.

Mevdudi’nin annesi Rukiyye Begüm Türk kökenlidir. Annesi, devlet adamlığı ve ediplik geleneğine sahip bir aileye mensuptur. Abid ve zahid bir şahsiyettir. Yoksullara yardımı adet edinmiş, iyi ve kötü günlerinde hiç şikayet etmeden kocasının yanında olmuş, kocası dünyadan el etek çekip yoksul hale geldiğin de bile ona destek vermiştir.

Mevdudi dini eğitim ve yaşantının yoğun olduğu bir aile ortamında büyümüştür.

Babası Seyyid Ahmet Hasan daha ziyade Mevdudi’nin tahsilinde kendini belli etmektedir. Ahmet Hasan kendi meşguliyetlerine rağmen oğullarının eğitimine oldukça ilgi göstermiş ve bizzat nezaret etmiştir. Mevdudi ilk tahsilini evde görmüştür. Bu ilk eğitim Farsça ve Urducu çalışmakla başlayıp Arapça, mantık, fıkıh ve hadisi de içine almıştır. İngilizce ile Batı düşüncesi maksatlı olarak bu müfredatın dışında bırakılmıştır. Babaları Ahmet Hasan geceleri çocuklarının yanlarına oturup onlara, büyük İslami şahsiyetler ve İslam tarihinden hikâyeler anlatırmış. Mevdudi bu konuda şöyle der: ‘’Bu ilginç hikâyeler zihnimi derin bir dini hissiyatla doldurdu.’’ Babası Mevdudi’nin konuşma ve aksanına özel bir önem verir. Babası bu nedenle oğullarının diğer çocuklar arasına katılmasına izin vermez ve onları, yalnız geçen zamanlarını okuyarak ve çalışarak değerlendirmeye teşvik eder. Mevdudi’nin berrak üslubu ve Urduca’ya olan hakimiyetinin yüksek olduğunu söylenir. Mevdudi bu yaşadıklarını şöyle anlatılır: ‘’Ben ilkin toplumdan tecrit edildim. Bunda benim için sakıncalar olduğu kadar faydalar da mevcuttu. Şöyle ki ben topluma karıştığım zaman bilincim yerli yerindeydi. Babam talim ve telkinleriyle bana hayır ve şerri birbirinden ayırmayı öğretmişti. Onun elinde aldığım ilk talim ve terbiye bende silinmez izler bıraktı. Öyle ki artık kolay kolay her esen rüzgarın önünde sürüklenmeyecektim.’’

Mevdudi 11 yaşındayken Evrengabad’taki Medresetü’l-Fevkaniye’nin sekizinci sınıfına kaydolur.

Mevdudi’nin Arapça’daki hakimiyeti o derececeydi ki daha o bir yaşındayken Kasım Emin’in ‘’Modern Kadın’’ isimli eserini Arapça’dan Urduca’ya tercüme etmiştir.

Matematik hariç Medresetü’l-Fevkaniye’nin imtihanlarında başarılı notlar alınca okul müdürü kendisini daha ileri derecede ‘mevlevî’ bölümüne kaydetti ve Mevdûdî doğa bilimleriyle ilk kez orada tanıştı. Bu okul hem klasik hem de modern ilimleri veren bir kuruluştu.

Mevdudi gençliği boyunca gerek İngilizce gerekse dini konularda özel hocalardan dersler almaya devam etti.

’Dersi-nizami’ olarak bilinen ve Arapça, fıkıh, edebiyat, mantık ve kelam gibi dersleri tamamlayarak 1926 yılında Delhi’deki Fatihpuri Camii Medresesinin Daru’l-Ulûm bölümünden (İlahiyat Fakültesi) icazet aldı.

Böylece ulema sınıfına katılmayı hak etti. Ancak Mevdûdî kendisini bu sınıfa ait görmedi. Yaygın standartlara göre Ulema Saflarına katılmaması için hiçbir sebep yoktu.

Mevdudi şöyle anlatır: ’’Ben ulema sınıfına olma ayrıcılığına sahip değilim. Ben orta zümreden, eski ve yeni her iki eğitim sisteminden de bir şeyler öğrenmeye çalışan bir kişiyim; ilmimi bu iki yol arasında mekik dokuyarak el ettim. Sezgimle ne eski ne de yeni ekolün tam olduğunu sonucuna vardım.’’

Batı ve doğu klasiklerinin tümünü okuyup analizler yaparak kendi düşüncesini ortaya koymaya çalışıyor.

Mevdudi aynı zamanda 9 çocuklu bir ailenin babası. 1937’de soylu bir aileden gelen bir hanımla evleniyor. Yaşadığı sıkıntılara karşın eşi de annesi gibi sabırlı ve fedakâr bir tutum gösteriyor. “Allah’ın bana takdir ettiği fakirlik ise, bu yine de benim yüce davalar uğruna yaşamamı engellemeyecek” dediği rivayet olunur.

Mevdudi’nin yazma faaliyetine çok önem verdiği bilinir. Pek çok konuda okuduğu ve düşündüğü için birçok konuda kısa ve özlü yazılar, kitap ve makaleler yazdığı bilinir. Yazı yazarken entelektüel haz ve bir konuya olan bireysel ilgi ile kitap yazılmasına karşı çıkar. Ülke sorunları ve Müslümanların içinde bulunduğu dini-siyasi konularla ilgili yazılması gerektiğini düşünür.

Uzun süre editörlük ve gazetecilik yapar. Ancak, Tercüman-ül Kur’an isimli dergide hayatının sonuna kadar yazmayı sürdürür. Bu dergi Cemaat-i İslami’nin yayın organıdır.

Müslümanların içinde bulundukları krizden kurtulmaları için az uyumaları ve çok çalışmaları gerektiğine inanır. Ömrünün büyük çoğunluğunda günde en fazla 5 saat uyumaya çalışmıştır. 

Düşünce Sitemi

Zamanında Kadıyanilik hareketi gelişmiştir. Bu hareket iktidar odakları ve İngilizler tarafından desteklenmiştir. Mevdudi bu hareketin tehlikelerine karşı halkları uyarmıştır. Müslüman fakir kimseleri Hinduizm’e döndürmeye çalışan ve sonradan Müslüman olan Hinduları da dinlerine döndürmeye çalışan; Müslümanların iman esaslarına bir hakaret ve üstü kapalı olarak İslam’ın Hindistan’daki duruşuna meydan okuyan bir hareket olan Shuddhi Hareketinin lideri Swami Shradhanand’ın 1925 yılında öldürülmesi üzerine, Müslümanlar aleyhine büyük bir kamyanya başlatılıyor ve bu suikast da Müslümanların üzerine yükleniyordu. İslam’ın kılıç ve şiddet dini olduğu, kan dökücü ve ifsat çıkarıcı bir din olduğu şeklinde İngiliz sömürgeciler ve aşırı milliyetçilerce yürütülen çirkin kamyanya karşısında Mevdudi altı aylık araştırması sonucunda İslam’da Savaş Hukuku (İslam’da Cihad) isimli kitabını yazarak yürütülen İslam karşıtı kampanyanın karşısında durmuş ve ortaya atılan iddialara sağlam cevaplar vermiştir.

Bu kitap Müslümanlar arasında büyük bir sevinçle karşılanmış ve Muhammed İkbal, Hasan El-Benna gibi birçok düşünür, alim ve hareket adamından övgü dolu sözler almıştır.

Mevdudi çağın vebası olan ve halen günümüzde dahi Müslümanları olumsuz etkileyen mezhepçiliğe karşı olunması gerektiğini savunur.

Onun zamanında ortaya çıkan sünnet ve hadis karşıtı hareketlere de karşı çıkar. Sünnetin Anayasal Niteliği kitabı bu konuda yazdığı en önemli kitaptır.

İslam’ın doğru anlaşılması için İslam’ın temel kavramlarının anlaşılmasının son derece önemli olduğunu düşünür. Bunun için Kur’an’a Göre Dört Terim kitabını yazar ve bu kitap İslam dünyasının tümünde oldukça etkili olur.

Kuranın doğru anlaşılması için 32 yıl süren tefsir çalışması olmuştur. Tefhimul Kuran tefsiri Kuranın doğru anlaşılması için ömür boyu verdiği ilmi mücadelenin sonucudur. Tefsirini yazarken hem tüm kaynakları taramış hem de Kuran’da adı geçen bölgelere giderek ve araştırma yaparak tefsirini yazmıştır.

“Pek çok gece vücuduma ve gözlerime eziyet ettim. Ama bunu yapmasaydım bu yazıları ve kitapları yazmamın imkânı yoktu,” der.

Ölüm Hükmü Yerde Değil Gökte Verilir

Pek çok kez tutuklanmış ve hapis yatmıştır. İdamla yargılandığı zaman “ölüm hükmü yerde değil gökte verilir” diyerek bir âlimin onurlu ve izzetli duruşunun örnekliğini göstermiştir.

Hindistan-Pakistan kavgasında Müslümanların maslahatına uygun kararlar vermiştir. Ve süreçte oldukça etkili olmuştur.

Siyasete Bakışı

Türkiye’deki milli mücadeleyi destekler ancak seküler ve milliyetçi bir sonuç ortaya çıkınca hayal kırıklığına uğradığını ifade eder. İslami siyasetin Kuran ve sünnet referans alınarak yapılması gerektiğini, batılı düşüncelerin insanlığın ve Müslümanların sorunlarına çözüm olamayacağını savunur.

Yeni kurulan Pakistan devletinin İslami bir devlet olması için mücadele etmiştir.

İslam’da Hükümet kitabı İslam’ın sadece seküler bir din olmadığını, İslam’ın tüm insanlık için huzur ve mutluluk kaynağı olduğu için dini bir devlet aygıtının gerekli olduğunu ifade eder. Kanunların kaynağının halkın tercihleri ve demokrasi değil, Allah’ın kanunları olduğunu iddia eder.

Cemaati İslaminin İlkeleri

Cemaati İslami hareketinin amacının İslam’ın bireysel ve sosyal hayatta hâkim olması gerektiğini savunur. Hareket üyelerinin İngiliz mandasındaki hükümette çalışmamasını şart olarak görür. Hareketin dünya Müslümanlarına örnek teşkil etmesi için uğraşıyor. Bununla ilgili İslam dünyasının farklı yerlerinden âlimlerle istişare ve görüşmeler yapıyor.

Mücadelesinde silah ve şiddetin kullanılmasına kesinlikle karşıdır.  Bugün çok gündemde olan Tekfirciliğe de karşıdır.

1979’da hastanede tedavi görürken ölüyor. Cenaze namazını Yusuf el Karadavi kıldırıyor.

Program dinleyicilerden gelen sorulara verilen cevapların ardından sona erdi.

Projenin 4. Haftasında İlker Bilbey, “Hasan el Benna” başlığıyla dinleyicilerle buluşacak.

Yorumlar

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.

Bu site’de yer alan bilgiler kaynak gösterilerek kullanılabilir. 
Eposta: info@aileakademisi.org  
Aile Akademisi© 2011
Tasarım:Baydar Bilişim