Televizyon Kötülüğe Alıştırır



211 19. yüzyılın sonlarında yapılan meşhur ?kaynayan kurbağa? deneyi, o günden bugüne kitlesel duyarsızlaşmayı açıklamak için anlatılan bir deney olmuştur.
 Bu deneyin varsayımına göre eğer bir kurbağayı su dolu bir tencerenin içine koyup, suyu yavaş yavaş ısıtırsak, kurbağa ısı değişiminin farkına varamaz. Bu yavaş ve sürekli seyreden değişim karşısındaki duyarsızlaşma da kurbağanın yaşam fonksiyonlarını felç eder. Kurbağa sonunda tencerenin içinde duyarsızlığının getirdiği rıza ile kaynar. Birkaç başarısız denemeden sonra kanıtlanan bu varsayım o günden beri toplumsal duyarsızlaştırmayı örneklendirmede kullanılan yaygın bir anekdot haline gelmiştir.

1978 yılından itibaren Türkiye?nin de içinde bulunduğu pek çok ülkede gösterime giren ve yaklaşık 13 yıl boyunca televizyon ekranlarının gözdelerinden olan ?Dallas? dizisi özellikle seksenli yılların başında Türk halkının en popüler izlencesiydi. Dizi, o yıllarda Nato eksenli ülkelerde Amerika?nın en önemli kültürel empoze araçlarından birisi haline gelmişti. Kapitalist bir dünya algısının kutsalları olan tüketim ve lüks,dizi aracılığıyla kendi yağıyla kavrulmaya çalışan Türk ailesinin başköşesine kuruldu. Dizi aynı zamanda aile içi çekişmelere dayanan bir dedikodu kültürünü küresel çapta ailelerin gündemine sokuyordu. En az bunlar kadar ailenin içine sokulan bir başka unsurda mahremiyetten sıyrılan cinsellik idi. 80?li yılların toplumu apolitize etmek için yaygınlaştırılan ahlaksız filmler kuşağının en soft hali, dizideki  ?Lucy? karakteriyle Türk ailesinin içine sokuluyordu. Ele avuca sığmaz bir kız olan Lucynin, edeb dışı görüntüleri hemen her bölümde aniden ekranda beliverirdi. Bu gayr-i ahlaki sahneler evlerde buz gibi bir hava estirir, utancından birbirine bakamayan aile fertlerinden biri kalkıp televizyonu kapatırdı. Dizinin en olmadık bir yerinde yaşanan bu yüz kızartıcı olaydan sonra kimse birbiriyle uzun süre konuşamazdı.

80?li yılların ortalarına gelindiğinde, giderek daha apolitik hale gelmiş toplumsal yapının içinde hayasızlığa yavaş yavaş alışmaya başlamış bir aile modeli ortaya çıkıyordu. TRT?de  ?Dallas benzeri? dizilerin sayısı artarken 80?li yılların başında evin içinde soğuk rüzgarlar estiren Lucy?nin gayr-i edebi görüntülerine de gözler çoktan alışmaya başlamıştı.

90?lı yılların başları televizyonda önemli bir değişikliği de beraberinde getiriyordu. Özel kanalların yayına başlaması ile birlikte toplumsal ahlaki dejenerasyon süreci hız kazanmıştı. Ahlaki çöküntü projesine hizmet edecek programlar bir anda aileyi çepeçevre kuşatıverdi. Aile bireylerinin o yılarda yüzünün kızarmasına sebep olan Lucy?nin gayr-i edebi sahneleri, yeni dönemde gösterilenlerin yanında neredeyse ?masum? kalıyordu. Aile bu yıllarda, yarışma programlarından, talk showlara, dizi filmlerden, reality showlara uzanan bir dizi ahlaksızlık aracı ile karşı karşıya kaldı.

90lı yılların ikinci yarısında giderek hareketlenen siyasi atmosferin ve yaşanan silahsız darbenin de gözlerden uzak tutulması için sürekli bir ahlaksızlık pompalanmaya devam edildi. Bu süreçte Türk ailesinin gözleri ahlaksızlıkta sınır tanımayan televizyon karelerine giderek alıştı. Yine bu süreçte ahlaksız karelerin oyuncuları da giderek yerlileşti. Artık Lucy?nin yerini Necla?lar, Ayşe?ler Hülya?lar almıştı. Ahlaksızlık ithal edilen bir şey olmaktan çıkmış yerli üretime geçmişti.

2000?li yıllar ahlaki çöküntünün farklı bir alana taşınması ile dikkat çekti. Bu on yıllık periyodun ilk yarısına ?Biri Bizi Gözetliyor Evi? ile girildi. Bu Türk ailesinin alışkın olmadığı bir tarzdı. Türk ailesinin bazı anne-babaları, kızlarının ve oğullarının, birilerinin 24 saat gözlediği bir evde bir arada kalmalarına izin veriyordu. Birilerinin kızlarının ve oğullarının aralarında geçen en mahrem anların görüntüler anında ekranımıza taşınıyordu. Televizyonlardaki bu büyük devrim(!), aile için kutsal olan birçok değerinde yıkılması anlamına geliyordu.

80?li ve doksanlı yıllarda ekranlarda boy gösteren Lucy?nin ve Ahu?nun yerini 2000?li yılların hemen başında bizim mahallenin kızı ?Ayşe? almıştı. Kimsenin birbirine izlediğini itiraf edemediği ama sürekli reyting rekorları kıran bu tarz yarışmaların sonu gelmedi. ?Gelinim Olur musun?dan, ?Benimle Evlenir misin?e kadar bir çok program bu dejenarasyona hizmet etti.

Tencere ısınmaya devam etti. 80?li yıllarda bugün izlediğimiz bir Türk dizisi ekranlarda yayınlanmaya kalksa herhalde bir infial yaratırdı. Kim bilir belki o televizyon kanalı bir daha yayın yapamazdı. Ancak tencerenin ısı ayarı öyle hassas arttırılıyordu ki, yerimizden kıpırdayacak halimiz kalmamıştı. 2000?li yıllar 2010?lu yıllara evirilmeye başladığında artık televizyonda, özellikle de dizilerde, konu edilenler normal sınırları aşıp sapkınlık boyutuna varmaya başladı. Televizyon dizilerinden en çok reyting alan dizilerin içerdikleri konulara bakıldığında aile içi çarpık ilişkiler, ensest ve tecavüz üst sıralarda yer buluyordu. Aralık 2010 reytinglerinde ilk beş sırayı alan dizilerden ikisinin konuları arasında ensest ilişki işlenirken, birinin ana konusunu tecavüz oluşturuyordu.

Maalesef Türk halkının içinde bulunduğu tencerenin suyu kaynamaya başladı. Bu ateşin içinden sıçraması gereken, kalkıp televizyonu kapatması gereken aile reisleri maalesef duyarlılıklarını kaybetti. 30 yıl önce kilometrelerce ötedeki Lucy?nin gayr-i edebi?ki bugüne oranla ?masum? sayılabilecek- görüntülerinden ar duyan aile reislerinin yerini tecavüz sahnelerini ailecek izleyen aile reisleri almıştı. Televizyon, kolay ulaşılabilir ve kolay alışılabilir yapısıyla ailemizin vazgeçilmezi haline geldiğinde aslında ocağın üzerindeki tencereye yerleştirilmiştik. Gerisi sadece iyi planlamak ve toplumsal mühendislikle ilgiliydi. Televizyon bu plandaki rolünü, diğer ülkelerde olduğu gibi, başarıyla oynadı.

Aile reislerini uyandırmayacak kadar yavaş sereden değişim, aslında çok hızlı bir toplumsal dönüşümü beraberinde getirdi. Toplumun yapı taşını oluşturan ailenin içinde, ailenin merkez çekirdeğini oluşturan anne-babalarda çok şeyler değişti. Anne-babanın bu hızlı değişim karşısında derhal duyarlılık kazanması gerekiyor. 30 yıl önce utancından evladının gözünün içine bakamayan anne-baba, 30 yıl içinde yaşadığı trajedinin farkına varmaz ve hemen bu ateşin içinden çıkmaz ise, görünen o ki, 30 yıl sonra üzerinde konuşabileceği bir ailesi de kalmayacak.

 

Yorumlar

Tebrikler sade ve meramı dile

Tebrikler sade ve meramı dile getiren bir yazı..belki de müslüman halkımız olan bitenin farkında, duyarsızlıştırıldığının da.. ama artık lüks bir yaşam tarzı onlara daha cazip gelmektedir.ve bu yaşamın içerisinde onun modernliğinin simgesi haline getirilmş -sizin bahsettiiğiniz durumlar da- olmak zorundadır..bu, belki de kaçınılmaz bir sondur..tarihtede böyle oolmamış mıdır?..

Yorum görüntüleme seçenekleri

Yorumların gösteriminde tercih ettiğiniz şekli seçiniz ve değişiklikleri "Ayarları kaydet"e tıklayarak kaydediniz.

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.

Bu site’de yer alan bilgiler kaynak gösterilerek kullanılabilir. 
Eposta: info@aileakademisi.org  
Aile Akademisi© 2011
Tasarım:Baydar Bilişim