Erik Çekirdeği


Kitabın Adı: Erik Çekirdeği, 79 sayfa- (19 Hikâye)          

Yazarı: Lev Nikolayeviç TOLSTOY

Çeviren: Kezban Akcalı

Resimleyen: A.Pakhomov

Yayınevi: Can Yayınları

Yaş Grubu: 5 yaş ve üzeri

Anahtar Kavramlar: Hayvanlara karşı merhamet, Dostluk, Kardeşlik, Dürüstlük, Adalet, Bilgelik, Yerinde ve doğru karar verme, elindeki ile yetinmek, kanaatkâr olmak ve şükretmek

Lev Nikolayeviç Tolstoy

171 1828?de Rusya?da doğdu. Toprak sahibi soylu bir ailenin oğluydu. Anne ve babası çocuk yaşta ölünce akrabaları tarafından yetiştirildi. Özel öğretmenlerden dersler aldı. Kazan Üniversitesi?ne girdiyse de resmî eğitime duyduğu tepkiyle 1847?de Yasnaya Polyana?ya dönerek topraklarını yönetmeye başladı. Moskova ve Petersburg?un hareketli yaşamını kırsal yaşama yeğledi. 1855?63 yıllarında yazdığı Polikuşka adlı öykülerinde, ahlâkî sorunlara ağırlık verdi, maddeci toplumun doğal insan üzerindeki etkilerinde söz etti. Karşı olduğu Çarlık yönetimi tarafından sevilmedi. 1850?lerden sonra köylülerin eğitimsizliğini sorun görerek Polyana?da köylü çocuklar için açtığı okulda ilerci öğretim yöntemlerini başarıyla uyguladı. Ahlâkçı düşünür Tolstoy ailesinin rahat yaşamıyla inancının gerektirdiği basit yaşam arasındaki çelişkiye daha fazla katlanamayarak 1910 yılında doktoru ve küçük kızı Alexandra?yla birlikte bir gece evi gizlice terk etti; birkaç gün sonra da ıssız bir tren istasyonunda zatürreeden öldü.

Erik Çekirdeği

Çocukları çok seven ve onlar için hikâyeler yazan Tolstoy?un Erik Çekirdeği adlı kitabında birbirinden güzel ve zevkle okunabilecek tam tamına 19 kısa hikâye var. Çocuklarınıza bu hikâyeleri yaşları henüz küçük ise, okuma yazma bilmiyorlarsa sizler de okuyabilirsiniz. Hikâyeler eğlenceli ve oldukça kısadır. Hikâyelerde dostluk, kardeşlik, hayvanlara karşı merhamet ve sevgi, dürüstlük, adalet, sahip olunanlarla yetinmek, şükretmek gibi önemli ahlâkî değerler işlenmektedir. Kitabın içinde küçük büyük her yaştan insanın, hepimizin bildiği Yalancı Çoban hikâyesi de yer almaktadır.

***

Anne o gün erik almıştı. Yemekten sonra verecekti çocuklara. Erikleri tabağa boşalttı. O güne kadar hiç erik tatmamış olan Vanya ise bu garip meyveyi koklayıp duruyordu. Erikler çok hoşuna gitmişti. Bir tanesinin tadına bakmak istiyordu. Eriklerin çevresinde dönüp durdu. Odada hiç kimsenin olmadığı bir sırada, uzandı, bir erik aldı, attı ağzına. Yemeğe oturmadan önce tabaktaki erikleri sayan anne, bir tanesinin eksildiğini görünce, babaya haber verdi. Baba, yemeğe oturulunca çocuklara erik yiyen oldu mu diye sordu. Herkes hayır cevabını verdi. Bir pancar gibi kızaran Vanya da ?hayır, ben yemedim? dedi. Babaları habersizce erik yemenin hoş bir şey olmadığını, eriklerin içinde küçük taşlar olduğunu ve yemesini bilmeyen birisinin bu taşları yutup ölebileceğini söyledi. Vanya sarardı ve ?Ama ben çekirdeği pencereden attım,? dedi. Herkes gülmeye başladığında Vanya ağlıyordu.

Dürüst Kadı

Cezayir?de adı Bauakas olan bir Sultan varmış. Sultan, ülkesindeki şehirlerden birinde, hiçbir suçlunun elinden cezasız kurtulamadığı adil bir kadının yaşadığını duymuş. Bunun doğru olup olmadığını öğrenmek için bir tüccar kılığına giren Sultan atına atlamış ve kadının yaşadığı kente doğru yol almış.

Şehrin girişinde bir dilenci Sultandan sakada istemiş, Bauakas adama isteği parayı vermiş. Dilenci Sultanı durdurup şehre kadar kendisini atında götürmesini istemiş. Şehre geldiklerinde Sultan, dilenciden attan inmesini istemiş fakat; dilenci attan inmeyerek atın kendisine ait olduğunu, Sultanın attan inmesi gerektiğini söylemiş. Böylece tartışırlarken şehir meydanında, etraftakiler kadıya gitmelerini, kadının kimin doğruyu söylediğini bileceğini söylemişler. Kadıya gitmişler. Kendilerinden önce başka davalar varmış. İlk davada bir çiftçi ile bilgin yanlarındaki kadının kendi karıları olduğunu iddia ediyorlarmış. Kadı onlara kadını orada bırakmalarını ve gitmelerini, ertesi gün gelmelerini söylemiş. Onlar çıktıktan sonra bir kasapla yağ tüccarı gelmiş. Kasabın üstü başı kan içindeymiş, tüccarın üstü başı ise yağ içinde. Kasabın elinde paralar varmış. Tüccar da kasabın elini sıkı sıkıya tutuyormuş. Her ikisi de paranın kendilerine ait olduğunu, birbirlerinden alışveriş ederken ellerindeki parayı karşısındakinin zorla almaya çalıştığını iddia etmişler. Bunun üzerine kadı her ikisinin de paraları bırakmalarını, eve gitmelerini ve ertesi gün tekrar gelmelerini söylemiş. Sıra Sultan ile dilenciye gelmiş. Sultan olayı anlatmış, dilenci ise atın kendisine ait olduğunu iddia etmiş. Atı bırakmalarını ve ertesi gün gelmelerini söylemiş kadı kendilerine.

Ertesi gün mahkeme tıklım tıklım dolmuş. Kadı, kadının bilginin karısı olduğunu, çiftçiye elli kırbaç vurulmasını söylemiş. Kasaba dönerek paranın kendisine ait olduğunu, yağ tüccarına elli kırbaç vurulmasını söylemiş. Sultan?a ve dilenciye dönerek yirmi atın arasından atlarını tanıyıp tanıyamayacaklarını sormuş. Sultan ve dilenci ahıra tek tek girip atı tanımışlar. Kadı Sultan?a dönerek at senindir demiş ve dilenciye elli kırbaç vurulmasını emretmiş.

Kadı mahkemeden çıkıp evine giderken Sultan kadıyı durdurmuş ve suçluları nasıl bulduğunu sormuş. Kadı sabahleyin kadını yanına çağırtıp hokkasını doldurmasını rica etmiş kendisinden. Kadın hokkayı temizleyip mürekkeple doldurmuş ve kadının bu işi kolaylık yaptığını görünce alışkın olduğunu anlamış, çiftçinin değil bilginin karısı olduğuna karar vermiş. Paraları akşamda suyun içerisine koymuş, sabahleyin kalktığında suyun üzerinde hiçbir yağ lekesi olmadığını görünce, paraların kasaba ait olduğunu anlamış.

?Ata gelince. Sahibinin kim olduğunu söylemek zordu doğrusu. Bu nedenle sizleri ahıra götürdüm. Bilmek istediğim hanginizin atı tanıyacağı değil, atın hanginizi tanıyacağı idi. Sen ata yaklaştığında, başını sana çevirip, boynunu uzattı. Oysa dilenci ona dokunduğunda kulakları geri devrildi, huysuzlandı. O zaman atın sahibinin sen olduğunu anladım.?

[1]

Bunun üzerine Sultan kendisinin bir tüccar olmadığını, duyduğu kadar dürüst bir kadı olup olmadığını öğrenmek için şehre gelmiş Sultan Bauakas olduğunu açıklamış. İşittiklerinin doğru olduğunu, kendisinden istediğini dilemesini kadıya söylemiş.

?Ben armağan istemem,? diye karşılık vermiş kadı. ?Sultanımın beni övmesi, bana yeter.?

[2]

Kitabın baskısı ve resimleri güzel oluşturulmuş. Tolstoy çocuklar için oldukça basit ve anlaşılır bir dil kullanmış. 4?5 yaş ve üzerindeki çocuklarınıza, dünyaca ünlü büyük yazar Tolstoy?un Erik Çekirdeği adlı eğlenceli ve öğretici hikâye kitabını almanızı, okumanızı ve okutmanızı tavsiye ederiz.

Eleştirel Düşünme:

Kitaptaki Erik Çekirdeği ve Yalancı(Çoban) adlı minik hikâyeleri çocuklarınıza okurken veya okuturken, büyüklerden gizli işler çevirmenin ve yalan söylemenin nasıl sonuçlara yol açacağına dair ipuçları bulabilmesi ve verilmek istenen mesajı böylelikle kavrayabilmesi açısından hikâyenin sonunda, çocuğunuza sorgulatıcı-düşündürücü sorular sormanızı tavsiye ederiz. Hayvanların insanlar için birer zevk ve eğlence nesnesi olmadıklarını, doğal ortamlarından alınarak süs amaçlı kullanılmalarının hoş olmadığını anlayıp anlamadığını hikâyeleri okuduktan sonra sorgulayın. Her şeye sahip olamayacağımızı, kanaatkâr ve mütevazı olmamız gerektiğini, her şeyi istemenin normal olmadığını hikâyelerle birlikte kendisine anlatmaya çalışın. Ayrıca önemli olduğunu düşündüğümüz Dürüst Kadı adlı hikâyeye okurken dikkat verilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Adaletli, dürüst ve alçakgönüllü olmanın toplumun düzeni ve kişiler arası ilişkiler için ne kadar önemli olduğunu, varolan olguları ve meydana gelen olayları deney ve gözlemlerle araştırarak mantıklı çıkarımlarla analiz etmenin karar vermek için hayati önem taşıdığını çocuklarınıza hatırlatmanızı tavsiye ederiz.

www.aileakademisi.org




[1]

TOLSTOY, Lev Nikolayeviç,  Erik Çekirdeği, Çev: Kezban Akcalı, Can Yayınları, 13. Basım, Ağustos 2008, İstanbul, s. 74

[2]

A.g.e. s. 74

Bu site’de yer alan bilgiler kaynak gösterilerek kullanılabilir. 
Eposta: info@aileakademisi.org  
Aile Akademisi© 2011
Tasarım:Baydar Bilişim