Kadına Şiddet Söylemi Neye Hizmet Ediyor?



199 Şiddet başta Batı Avrupa ve Amerika olmak üzere bütün dünyada yaygınlaşan önemli bir sorun.  Şiddetin dili ve eli herkese uzanıyor; erkeğe, kadına, çocuğa, yaşlıya; canlıya-cansıza; bütün mahlûkata?  Şiddetin mağdur ettiği kesimler çok çeşitli olduğu gibi, şiddetin biçimleri de farklılıklar gösteriyor. Şiddet her ne kadar
?morarmış bir göz? le temsil edilse de, psikolojik ve sosyal şiddetin daha derin yaralar açtığını biliyoruz.

Ülkemizde popülerleşen kadına şiddet söylemi, şiddetin farklı türlerini, şiddetin failleri ve mağdurlarındaki çeşitliliği ıskalayan indirgemeci bir söylem olarak karşımıza çıkıyor. Ama şimdilik bu noktayı bir kenara bırakıyorum.

Evvela, ?Kadına şiddet söylemi? derken şiddetin kaynaklarını ve şiddet olgusunu anlamaya çalışmaktan çok, kadının yaşadığı trajedi üzerinden ?erkeği ve aileyi? mahkûm eden bir ön kabule işaret ediyorum. ?Erkek egemen toplum? ezberine dayanan bu peşin hüküm, bir taraftan ?mazlum kadın-zalim erkek? denklemini kurarken, diğer taraftan da şiddetin yaşandığı mekan olarak ?ev?i, dolayısıyla aileyi sanık sandalyesine oturtuyor.

Kadına şiddet söylemi, nesnel, kanıta dayalı ve tersi verileri dikkate alan bir dil kullanmak yerine ?propaganda ve yönlendirmeyi? esas alan duygusal bir dil kullanıyor. Bu söylem çoğu zaman propagandanın sınırlarını aşıp yeni bir şiddet söylemine dönüşüyor. Suçlayan, hedef gösteren ve mahkûm eden bir dili kullanmakta zarar görmeyen bu söylem, ilginç bir şekilde kadına şiddet üzerinden, yeni bir şiddet dili üretiyor.

Bir-kaç ay önce, üyesi olduğum mail grubuna bir psikoloji profesörünün gönderdiği haber, tersinden üretilen bu şiddet diline çarpıcı bir örnek oluşturuyordu. Bianet sitesinde yer alan haberin başlığı: ?Erkekler Ekim Ayında 20 Kadın Öldürdü? şeklinde atılmıştı.[1]

 Bu başlıktaki dilin psikolojik analizini yapan herkes, dikkatlerin ?ölüm? ya da ?kadın? vurgusundan çok ?erkek? vurgusuna yönlendirildiğini fark edecektir. ?Erkek egemen? ezberi, bir cinsiyetin mağdurluğuna vurgu yapmaktan çok, diğer bir cinsiyeti toptan ?katil? ilan etmeye kadar varabiliyor.

25 Kasım Dünya Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü münasebetiyle konuyla ilgili bazı STK?ların yaptıkları açıklamalarda ise ?Ailenin kutsallığı? anlayışından vazgeçilmedikçe kadına şiddetin devam edeceği vurgulanıyordu.

Mahrem olan her şeyi ?görülür? hale getirmek isteyen küresel Batılı politikalar,  toplumda cereyan eden hemen her sorunu kendi ahlak anlayışını tahkim etmek amacıyla araçsallaştırıyor. Kadına şiddet söylemi de bu anlayışa sahip olan medyanın ve kimi STK?ların dilinde ?ev?in ve ailenin mahremiyetinin sorgulanmasına hizmet ediyor.

Evin içinde kadının kocasıyla yalnız bırakılmaması gibi marazi bir argümanı kadına şiddet söylemine eklemleyen bu yaklaşım maalesef kimi zaman devlet diline de yansıyor.

Kadına şiddet söyleminde, üç temel argüman öne çıkarılıyor. Birincisi, şiddetin sorumlusu erkeklerdir(bu argümanın içinde gelenek, din, kültür gibi unsurlar yargılanıyor). İkincisi, erkek, şiddeti çoğu zaman (kutsal aile anlayışıyla görünmez hale getirilen) ?ev?de uygulamaktadır. Evin perdeleri kadına uygulanan şiddeti toplumun görmesini engellemektedir. Üçüncüsü ise, devlet kocaya karşı kadının yanında yer almalıdır.

Bu argümanlara dayanılarak evin kamuya açık hale getirilmesi isteniyor. ?Evde yaşananları biz de bilmeliyiz? demeye getiriliyor. ?Kutsal aile anlayışı sorgulanmalıdır? diyen çevreler, evin içini denetlemenin yollarını arıyor.

Anlayış böyle olunca öne sürülen çözüm önerileri de aileyi ve ailenin mahremiyetini gözeten değil tam tersine; çözen/ayrıştıran bir hüviyet arz ediyor.

Bu bağlamda dile getirilen elektronik kelepçe ve call center gibi uygulamalar sorunu çözmeyecektir. Öncesinde yapılması gerekenler yapılmadığı ve sorunun kaynakları giderilmediği takdirde, bu önlemler sorunun büyümesine, boşanma ve parçalanmaların artmasına neden olacaktır. İstihbarat ve ihbara dayalı bir kontrol sistemini ?kadına şiddet? sorununda önemli bir adım olarak göstermek sorunun kaynaklarının doğru anlaşılamadığını ortaya koymaktadır.[2]

Gerek elektronik kelepçe ve gerekse Call Center uygulamaları, sorumlu ve yetkililerin soruna gerçekçi ve kalıcı çözümler üretme noktasındaki yüzeyselliğini gösteriyor.

***

Özetle, kadına şiddetin bir ?söylem? olarak kullanılmasından vazgeçmeliyiz. Bu sorunu çözmek istiyorsak şu noktalara bütün bir toplum olarak hassasiyet göstermemiz gerekiyor:

1. Kadını kocasına karşı provake eden bir dil kullanılmamalıdır. Kadını erkeğe karşı rekabete sokan politikalardan vazgeçilmelidir.

2. Kadın ve erkek birbirini tamamlayan varlıklardır. Üstlendikleri sosyal rollerin cinsiyetlerine uygun olması ?eşitsizlik? gibi sunulmamalıdır. Erkek ve kadın arasında eşitliğe değil adalete vurgu yapılmalıdır.

3.  Eşlerin birbirlerine tahammül gücünü azaltan bireyci, hazcı, kapitalist kültürün sorunun asıl sebebi olduğu vurgulanmalıdır. Şiddetin asıl sebebi ?erkek egemen toplum anlayışı? değil, haz merkezli, bireyci toplum anlayışıdır.

4. Şiddetin kaynakları hakkında gerçekçi teşhisler yapılmalıdır. Bir taraftan ?birey merkezli? bir toplum modelini savunurken, diğer taraftan şiddetin önlenmesinden dem vurmak daha baştan teşhiste yanlışa düştüğümüzü göstermektedir. Batı Avrupa ve Amerika?da,  sadece kadına değil bütün mahlukata yönelen ve vandalizme varan şiddetin ahlaki değerlerden kopuş ve bireyci/haz merkezli kültür olduğunu öne süren düşünceler dikkatle takip edilmelidir.

5. Ev hanımlığını küçümseyen, kadının erkeğe eşitliğini iş yaşamına atılması üzerinden test eden anlayışlar, Amerika?da ve Batı Avrupa?daki eğitimli annelerin iş yaşamını bırakıp evlerine dönüşü üzerinde bir kere daha düşünmelidir. Kapitalist ekonomik sistemin erkeğin, kadının ve çocuğun bütün psikolojik performansını dışarıda bırakmasından kaynaklı bir şiddete yol açtığının altı çizilmelidir.

6. Karı-Koca arasında çıkabilecek sorunlara yapılacak ?polisiye müdahaleler?in sorunu çözmeyeceği, bilakis büyüteceği unutulmamalıdır. Peşin hükümlü, bir tarafı suçlayan ve töhmet altında bırakan her yaklaşım karı-koca arasını açacaktır.

7. ?Boşanmış bir kadın şiddet gören bir kadından iyidir? anlayışı bırakılmalıdır. Devlet, medya ve STK?lar, amaç üzüm yemekse, kadının ayrılmasına değil, erkeğin şiddeti bırakmasına dönük politikalara ağırlık vermelidir.

8. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı?nın hazırladığı kanun tasarısındaki şiddet tanımı üzerinden alınacak fiziksel önlemler istismara uğramaya çok açıktır. Eşlerden birini rahatsız edecek hemen her müdahaleyi ?şiddet? kapsamında değerlendiren bu tanım bazı küçük tartışmaların bile ?adlileştirilmesi?ne sebep olabilir.

9. Kadına sürekli ?eşine tahammül etmek zorunda değilsin, çık-gel? mesajı verilmemelidir. Kadına da erkeğe de birbirlerine şefkat ve merhametle yaklaşmaları, çıkan sorunları tahammül ve sabırla çözmeye çalışmaları öğütlenmelidir.

10. ?Erkek egemen toplum? ezberinden vazgeçilmelidir. Bu söylemin kendisinin bir şiddet dili ürettiğinin farkına varılmalıdır. ?Erkek? ve ?kadın? vurgusuna dayanan cinsiyetçi politikaların ayrıştırmaya hizmet ettiği bilinmelidir. Erkek egemen argümanına dayanan çevreler bununla öncelikle, kadın bedenini her gün erkeklerin önüne atan medya kuruluşlarına ve sanat çevrelerine karşı bir mücadele başlatmalıdır. Sadece geleneksel/İslami değerleri eleştirmek için bu argümanın kullanılması, amacın kadın hakları olup olmadığına dair kuşkuları güçlendirmektedir.

11. Evlenecek gençlere sabır, şükür, merhamet, paylaşma ve adalet gibi kavramlarla örülü olan ?İslami Aile? anlayışı öğretilmeli bu çerçevede eğitimler yapılmalıdır.

12. TUİK?in yaptığı evlilik tercihi istatistiklerinde kadınların daha çok para ve makam aradığı, erkeklerin ise güzellik aradığı ortaya konulmaktadır. Her iki tarafa da doğrusunun ahlaklısını aramak olduğunu öğretecek proje, yayın ve politikalar üretilmelidir.

13. Aileler ?ahiret merkezli? kurulmalıdır. Ahiret bilincinin olmadığı evlerde şiddet (ve aldatma) gizliden gizliye devam edecektir. Kadın bazen gördüğü şiddeti kimseye söylememesi için tehdit edilebilmektedir. Şiddeti polisten ya da toplumdan gizlemek mümkündür. Ama Allah?tan gizlemek mümkün değildir.

14. Karı-koca arasında çıkacak sorunlara ?çözüm merkezli? yaklaşılmalıdır. Bunun için çıkan sorunları ?tezkiye ve nasihat? ekseninde çözümleyecek hakemler belirlenmelidir. Karı-koca öncelikle hakimin karşısına değil, hem erkek hem de kadın tarafından seçilmiş akil hakemlerin karşısına çıkarılmalıdır. Evlilik akdi sırasında, çıkacak sorunlar karşısında kız tarafından ve erkek tarafından gidilecek hakemler belirlenmelidir. Hakeme gitmemiş bir karı-kocanın sorununa devlet müdahale etmemelidir. Kadın tarafının ve erkek tarafının seçmiş olduğu hakemlere ?arabuluculuk eğitimi? verilmelidir.  

***

Aile içindeki bir sorun ne denli kamuya deşifre edilir ve adlileştirilirse çözümü de o denli zor olacaktır. Kadına şiddet söylemi dramatize edildikçe, alınan tedbirlerin kendisi bir başka soruna yol açmaktadır. Sorunun çözümü adına yürütülen çalışmaların ana noktasının kadının evden ayrılması üzerine kurulmuş olması oldukça düşündürücüdür. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı?nın hazırladığı kanun tasarısı[3]bu çerçevede yeniden değerlendirilmelidir.

Eşleri birbirine karşı rakip gören algı maalesef, öfke ve ayrılık ateşinin üstüne körükle gitmeyi tercih ediyor. Evlilik kalplerdeki ülfetle devam eden bir kurumdur. Bizler kimi zaman sönmeye yüz tutsa da bu ülfet ateşine üflemeyi tercih etmeliyiz.




[1]Site, her ay işlenen kadın cinayetlerini üçüncü sayfa haberlerinden tarayarak bir çetele tutmakta ve ?erkekler bu ay şu kadar kadın öldürdü? şeklinde yayınlamaktadır. Bkz. www.bianet.org

[2]Bakan Şahin, bu uygulamaların mahkeme kararıyla uzaklaştırma almış erkeklerin şiddetinden ve tehdidinden kadınları korumak amaçlı olduğunu ve bütün erkekleri kapsamadığını belirtiyor. Uygulamanın nasıl olacağına ilişkin detaylar açıklığa kavuşmuş değil. Hazırlanan kanun tasarısındaki şiddet tanımı oldukça geniş ve kapsayıcı. Uygulamanın sınırlarının nereye kadar varacağını henüz bilmiyoruz.

Yorumlar

Güzel bir analiz. Ancak

Güzel bir analiz. Ancak bunların ciddi bir şekilde ele alınıp proje statüsünden uygulama alanına geçirilmesi gerekiyor. maalesef bizim aydın dediğimiz kesim de sizin üzerinde durduğunuz noktalar hakkında çözüm ve ıslah edici değil de tamamen medyatik düşünebiliyor...

Emeğinize sağlık.. Öyle

Emeğinize sağlık..

Öyle zannediyorum ki, kadına şiddet propogandası yapanların gelmek istedikleri asıl nokta, kadın-erkek eşitliği meselesi. Bu eşitlik kavramına bir antrparantez açmak istedim;

Eşitliği ve adaleti sadece "para eşitliği" nden ibaret görmek hem erkeği hem de kadını aşağılayan bir durum aslında.  İki cinsiyetin de kendilerine has özellikleri var. bu durumda nasıl bir eşitlikten söz edilebilir ki. "A" harfi "B" ye nasıl eşit olabilir ki? Eşit de olamaz üstün de... Sizin de belirttiğiniz gibi bunlar birbirlerini tamamlayıcı unsurlar. Kadın-erkek eşitliği söylemini çığıranlar, "A" nın "B" den farksız olduğunu, " 'A' ne yaparsa 'B' de yapabilir ne eksiği var" mantıksızlığıyla hareket ediyor. Eğer doğru düşünüyorlarsa "AİLE" kelimesini A harfini kullanmadan yerine B koyarak yazsınlar ve o kelimeyi öyle kullansınlar, bakalım ne kadar gerçekçi oluyor...Bir konuda, bir alanda yapısı gereği kadının becerisi ve üstünlüğü vardır; bir başka konuda ise erkeğin... Keyifleri uğruna şiddete başvuranların da bu ilişkiyi kavrayamamış olduklarını ve asıl hesap verecekleri makamı unuttuklarını düşünüyorum.


Evlilik öncesi çıkan yangını 'devlet' eliyle söndürmek zordur.

 ?Erkek egemen toplum? lafı, ezberden öte 'bi hakikate' işaret eden söylem niteliğindedir. Ve gerçeklik payı vardır. Öldürme suçunun faili  %95,94 olarak ezici bir şekilde  erkekler ise, 'aslında' öldürenlerin ekserisinin erkekler olduğunu ifade eden 'Erkekler öldürüyor' sözü 'büyük bir haklılık' kazanır. Mağdurun kadın olması veya bütün erkeklere teşmil edilesi hükümler verilmesi 'propagandik' bir dilden öte, aslında gerçeği gözler önüne serer. Sadece bu bağlamda, 'erkek egemen' toplumun bir realite olduğunu düşünüyorum. [http://www.tuik.gov.tr/VeriBilgi.do?alt_id=1   Hükümler,Ceza İnfaz Kurumuna Giren Hükümlüler]

Diğer 'önerilerde' ise 'temel' çarenin verilmeye çalışılması muazzam olmuş. Ancak, evlilik öncesinden başlayan bu yangını 'son aşamalarda' söndürme teşebbüsleri 'dediğiniz şekilde, devlet tarafından' denense bile, başarı oranlarının düşük olacağına inanıyorum. İş İNSAN'DA başlar ve biter. İnsan nasılsa 'düzen,nizam', kanun öyle şekillenir. Hele hele bu 'hukuk' sistemi ve bu 'halk/toplum' düşünüldüğünde, bazı şeyler biraz hâyâl geliyor. Çare, nikâh akdinin yapılmasından önce başlamakta. İslâm'ın meşru addetmediği bir şiddet 'kadına' uygulanıyor ise, bu yangının 'nikâh öncesinden' başladığı rahat görülür. Allah?ın razı olduğu ve sevdiği amellerin(istisnasız tüm söz ve fiillerin) yapılması gerektiği fikri [Tevhid akidesi, teorisi] zihinlerin temellerinde yer almadıkça, sunulacak tüm öneriler yüksek ?başarısızlık? oranlarına mahkum olacaktır.

 

Yorum görüntüleme seçenekleri

Yorumların gösteriminde tercih ettiğiniz şekli seçiniz ve değişiklikleri "Ayarları kaydet"e tıklayarak kaydediniz.

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.

Bu site’de yer alan bilgiler kaynak gösterilerek kullanılabilir. 
Eposta: info@aileakademisi.org  
Aile Akademisi© 2011
Tasarım:Baydar Bilişim