Modern Kadın İmajı: Annelikten, Zevcelikten ve İffetten Kopuşun Kısa Bir Analizi




236 1900?lü yılların başından itibaren ?modern kadın? kavramında ifadesini bulan yeni bir kadın algısı Batılı toplumlara yerleşti. Kadın ve aileye ilişkin her şey o kadar hızlı değişti ki, bu değişime kimi zaman değişimin öncüleri bile ayak uydurmakta zorlandılar.

Peki niçin 1900?lü yıllar böylesi bir hızlı değişime sahne olmuştu. Bu değişimin köklerini yaklaşık 500 yıldan beri sürdürülen seküler söylemde bulmamız mümkündür. Değişim aslında adım adım gerçekleşmişti. Hıristiyanlık üzerinden ?din? mahkûm edilmiş, somut yansımalarının toplumda görülebilirliği oldukça fazla olan ?bilim? yegâne meşru bilgi kaynağı haline gelmişti. Toplum artık ?bilim adamları?ndan geldiği sürece hemen her türlü değişime hazırdı. O güne kadar pek çok şey tartışılabilir hale gelmişti. Artık toplum ?kadını ve cinselliği? de en radikal biçimde tartışmaya hazırdı. 

Gerçekte 20. yüzyılın başlarına gelindiğinde Amerika ve Avrupa?da hala görece bir geleneksel kadın algısı söz konusuydu.  Kadın, sadık bir eş ve iyi bir anne olmalıydı. Toplumda geleneksel kadın-erkek rolleri hala hatırı sayılır bir oranda kabul görüyordu(Örneğin bu tarihlerde Amerika?da kadınların yaklaşık %85?i hala ev hanımıydı). Ancak kadının sosyal, siyasal ve eğitimsel alanlardaki uğradığı haksızlıklar da çoktan tartışılmaya başlanmıştı. Yeni bir ?kadın? algısı var edilmek isteniyordu. Henüz dar ve entelektüel zeminde sürdürülen tartışmalar ?çok kısa? bir süre içerisinde ?çok hızlı? bir değişime sebep oldu. 1960?lı yıllara gelindiğinde kadının toplumdaki algılanma biçimiyle 1900?lü yılların başındaki kadının algılanma biçimi arasında neredeyse en ufak bir benzerlik kalmamıştı.

Örneğin Viktoryan döneminin radikal kadın hakları savunucusu Elizabeth Cady Stanton, aynı zamanda 7 çocuk annesi ve 50 yıllık evli bir kadındı. O dönemin koşulları içerisinde ?radikal? bir kadın hakları aktivisti olarak görülen Stanton, eğer 1960?lı yıllara yetişebilseydi var olan durumuyla yeni kadın hakları savunucuları tarafından bir kadın hakları aktivisti olarak değil, bir mağdur olarak görülecekti.

Peki ne olmuştu bu süre içerisinde? Toplumda yeni bir ?kadın olgusu? yaratmak isteyen sosyal ve kültürel hareketler hangi argümanları kullanıyor, geleneksel kadın modelinin hangi yönlerine itiraz ediyordu?

Modern kadının olgusu üç temel argüman üzerine bina edildi:

1. Kadın, ?kocasının karısı? ya da ?çocuklarının annesi? olarak değil ?kendi? olarak var olmalıdır

2. Kadın, cinsellik hakkında konuşabilmeli ve cinselliği sadece ?evlilik? gibi geleneksel bir yapı içinde sınırlandırmamalıdır.

3. Kadın, sosyal yaşamda erkekle birlikte eşit haklara sahip olarak bulunabilmelidir.

Bu argümanlar 1900?lü yılların başlarından itibaren açıktan ve daha yüksek sesle dile getirilmeye başlandı. Sözünü ettiğimiz üç temel argüman üzerine bina edilen ?modern kadın? olgusu roman, film ve tiyatro oyunlarına, bilimsel çalışmalara ve en sonunda da yasal düzenlemelere konu oldu.

Bugün kadının sosyal hayatta yaşadığı trajediyi anlamamız için bu argümanların içinde taşıdığı tahrip edici amaçları iyi çözümlememiz gerekmektedir. Çünkü bugün hala İslam ülkelerinde bile kadın, bu temel argümanlar kullanılarak ifsad edilmeye çalışılmaktadır.

Kadın Kocası ve Ailesi İçin Değil Kendisi İçin Var Olmalıdır

Bu argüman, toplumdaki geleneksel kadın algısının, kadına zulmettiği düşüncesi öne çıkarılarak savunuluyordu. Buna göre kadın, 17-18 yaşlarında evlenen ve hayatının geri kalan kısmını eşinin hizmetinde ve çocuklarının yetiştirilmesiyle geçiren bir mazlum konumundaydı. Pek çok roman, tiyatro ve filmde bu konu işlendi.

1888 yılında Mona Caird ?evlilik? başlığıyla bir makale yayınlamıştı. Yayınlandığı döneme göre marjinal sayılabilecek bu makalede, evlilik olgusu sorgulanıyordu. Caird?e göre kadın evlilikle ?aşağılayıcı bir esaret? altına girmiş oluyordu. Ona göre bu esaretten kurtulmanın bir yolu evliliği toptan reddetmekti.

?Kadın kendisi için var olmalıdır? argümanıyla birlikte kadının dikkati, aile temelindeki ?kolektif? bağlamından çıkarılıyor ve ?birey? olarak kendi üzerine çevriliyordu. Artık kadın için, görev ve sorumluluklar değil, arzu ve istekler temel alınıyordu. Kadına şu söyleniyordu: ?Senin de bir birey olarak kendi arzu ve isteklerin var. Bu arzularını, isteklerini, özgürce yaşayabilmelisin.? Hemen ardından şu soruluyordu: ?Niçin hep sen fedakârlık yapmak zorunda kalıyorsun?? 

Bu noktada sürekli olarak kadın kocası karşısında ezilen, kendi istek ve arzularını yok sayan ve çocuklarının geleceği için kendi ?mutluluğu?ndan vazgeçen dramatik bir tablo içinde resmediliyordu. Bu dramatik tablo içinde, bir taraftan da bu mutsuzluğun sebebi olarak görülen geleneksel aile ve çocuk algısına öfke besleniyordu.

Bu dram ve dramın içine gömülmüş olan öfke, uzun yıllar işlendi. Gerçekte ?kendin ol? mesajı ?kocanla ve ailenle? çatış mesajının nazik bir ifadesiydi. Beklenen oldu. ?Kendini ezdirmeyen? yeni ?modern kadın? kendi arzu ve istekleri için kocasıyla kavga edebiliyor, çocuklarının bakımını ve terbiyesini profesyonel kurumlara devrederek, kendi hayatını yaşıyordu.

Yeni kadın algısına bilimsel çalışmalar destek vermekte gecikmedi. Psikolog ve sosyologlar ?kendisi olabilen? kadınların ?daha mutlu? olduklarını ifade eden pek çok araştırma yayınladılar. Kadının özsaygısı, temasını işleyen bu araştırmalar ifade edilen tezi besliyordu.

Sözünü ettiğimiz bu argüman, asıl olarak bir ?kopuş?u amaçlıyordu. Kadın, aile bağlamında ifadesini bulan ?fıtri konum?undan, ?annelik ve eşlik? konumundan koparılıyordu. Bu kopuşun çok acı sonuçları oldu. Kadın tarihte pek çok kez olduğu gibi bir defa daha aldatılıyordu. Ama bu aldanmanın bedeli kadın için çok daha ağır oldu.

Boşanmalar arttı. Öyle ki, bugün Amerika?da evlenen her iki kadından birisi boşanıyor. Aile içi şiddet sürekli tırmanıyor. ABD Adalet Bakanlığı?nın kayıtlarına göre Amerika?da her 90 saniyede bir kadın tacize uğruyor. Uluslar arası Af Örgütü?nün yayınladığı bir rapora göre Fransa?da her yıl 25 bin kadın tecavüze uğruyor.

Maalesef bugün bu argümana dayalı olarak İslami çevrelerde de ?modern kadın? olgusuna yaklaşan bir tutumu bütün açıklığıyla gözlemliyoruz.

Kadın Cinselliğini Yaşayabilmelidir

Aslında feminist hareketlerin içine düştüğü temel bir paradoks olarak bu argüman, kadının ?iffet ve onurunu? hedef almaktaydı.

Kadının toplumdaki cinsel görünümünü arttırabilmenin yolları üzerinde tartışılıyordu. Ancak çok açıktı ki, bu, kadının istismar edilmesi anlamına geliyordu.  O zaman bu argüman nasıl temellendirilmeliydi?

Aynı yöntem kullanıldı. Yine bir dram dili oluşturuldu: Kadın, cinselliğin sadece nesnesi konumundaydı ve bu acınacak bir durumdu. Bunun için klasik Hıristiyanlığın kadına bakışından faydalanıldı. Kadın sadece çocuk doğurmak ve eşinin cinsel ihtiyaçlarını tatmin etmek için vardı. Bu ise besbelli ki, kadının kendi cinsel kimliğinin farkında olmadığı anlamına geliyordu.

Bu argümanla birlikte cinsellik kadın için ?çocuk doğurmak? bağlamından koparılıp ?haz ve keyif? odağına yerleştiriliyordu. Kadın hakları savunucularına göre, kadın cinselliğin haz verici bir eylem olduğunun bilincinde olmalıydı. Cinsellik sadece ?çocuk doğurmak? için yapılan bir şey değildi. Hatta bu ikinci planda olmalıydı. Cinsellik=haz=mutluluk gibi bir denklem içinde kadın cinselliği yeniden tanımlandı.

Cinselliğin ?haz merkezli? bu yeni tanımı Batı?da ?cinsel devrim? olarak adlandırılan yeni bir döneme öncülük etti. Buna göre cinsellik, kadın için de haz verici ve keyifli bir şeydi.

Bu bağlamda 1953 yılında Alfred Kinsley?in hazırladığı ?cinsellik raporu? Batı için bile tabu sayılabilecek pek çok konuyu toplumsal düzlemde ?konuşulabilir? kılıyordu. Bu yıllarda Batı adeta, yüzyıllardır Hıristiyanlığın cinselliği baskılayan negatif tutumundan intikam alırcasına hareket ediyordu. İfrat ve tefrit uçlarına doğru savrularak yoluna devam eden Batılı dünya görüşü, bu seferde kadını hedef tahtasına oturtmuştu. Cinsellik=hazdır denklemiyle ifade edilen görüşü besleyen her düşünce ve eylem öne çıkarılıyor, destekleniyor; bunu engelleyici yaklaşımlar ise çarçabuk mahkum ediliyordu.

Her tarafta cinsellik konuşuyor, yazılıyor, tartışılıyordu. Kadınlar üzerine pek çok cinsellik araştırması yapılmıştı. Bilimsel destek ?cinselliğin görünebilirliğini? arttırmak için üstüne düşeni fazlasıyla yapıyordu. Artık bu konularda konuşmanın ?ayıp? sayıldığı dönem gerilerde kalmıştı. ?Hâyâ? konuşma dilinden çıkarılıp atılmıştı; artık bu kavram sadece psikiyatristlerin literatüründe patolojik bir duygu olarak kullanılır olmuştu. 

Araştırma sonuçları haz merkezli cinsellik anlayışının topluma kabul ettirildiğini gösteriyordu.  1929?da yapılan bir araştırmada evlilik öncesi cinsel ilişki yaşadığını söyleyen kadınların oranı %7 iken (ki bu rakam bile modern kadın savunucuları tarafından memnuniyetle karşılanıyordu), bu oran Kinsey raporuna göre 1953?te %50?ye, 1980 yılında ise ?Cosmo raporuna göre- %95?e çıkıyordu. Kültür-sanat ve bilimden sonra yasalar da cinsel devrime destek veriyordu. Kürtaj tartışmaları işte böyle bir dönemde başladı ve yasalaştı. Artık Amerika?da kürtaj serbestti. Bu bir bakıma, ?gebe kalırım korkusuyla cinsel hazzını erteleme? demek oluyordu. Nasıl olsa cinsellik çocuk için değil, haz için yapılan bir şeydi.  Bu yaklaşımın bir sonucu olarak, bugün Amerika?da bebeklerin %40?ından fazlası ?evlilik dışı? dünyaya gelmektedir.

Kadının cinselliğine ilişkin yapılan bu abartılı tutumun yol açtığı ifsad ayrı bir çalışma konusudur. AİDS vb. zührevi hastalıklardan bahsetmek, alkol ve madde kullanımıyla ilişkisini ya da intiharlarla ilişkisini göstermek mümkündür. Ama özellikle burada bir tanesini vurgulamak yerinde olur.

Batı?da bugün ?single parent? denilen yeni bir tanımlama söz konusudur. ?Bekar anne-babalar? anlamına da gelebilecek bu kavram evlenmeden çocuk sahibi olan anne-babalar için kullanılmakta ve Batı'da bir aile (!) olarak kabul edilmektedir. Bu durumdaki kadın ve erkek birbirlerinden ayrı olarak yaşamakta ve çocuk anne ya da babasından birinin yanında kalmaktadır. Amerika?da bugün yaklaşık 15 milyon evlenmemiş ve sadece çocuklarıyla yaşayan anne-baba bulunuyor. Yine Amerika?da 21 milyon 200 bin evlenmemiş anne-babalardan olan çocuk bulunuyor. Bu rakam 21 yaş altı toplam çocukların %26?sına tekabül ediyor. İngiltere?de ise 5 milyon 900 bin evlenmemiş ebeveyn ve 3 milyon 100 bin böylesi anne-babalardan doğmuş çocuk bulunuyor.

Yapılan pek çok çalışma ise bu tür anne-babalardan olan çocukların uyuşturucu bağımlısı olduğunu, pek çok psikolojik sorun yaşadığını ve daha fazla intihar ettiklerini gösteriyor. Ama ne var ki Amerika?da her yıl 21 Mart?ta ?single parent day? adı altında bu trajedi(!) kutlanıyor.

Kadının Kariyeri

Bu argüman kadının iş yaşamında kendini göstermesini amaçlıyordu. Yeni kadın imajında artık kadın  ?anneliğiyle? değil ?mesleğiyle? öne çıkıyordu.

Bu argüman da aynı yöntem kullanılarak savunuldu. Yine bir dram dili oluşturuldu. Kadın ekonomik açıdan özgür değildi. Kocasının eline bakıyordu. Para gücünü elinde tutan ?zalim koca? imajı çok canlı bir şekilde işleniyordu.  Sabahtan akşama kadar sürekli ev işleriyle uğraşan kadınlar tam anlamıyla ?ücretsiz kölelik? yapıyorlardı. Akşam olduğunda da kocalarının hizmetine yetişmeye çalışıyorlardı. Kısacası ?ev hanımları? mutsuzdu. Hem de çok mutsuz.

Eğer kadınlar ekonomik bağımsızlıklarını elde edebilirlerse, ?zalim kocaların? tasallutundan kurtulabilirlerdi. Simon de Beauvoir, feminist dalgaya yön veren 1949 basımı kitabı ?İkinci Cins?te kadınların ekonomik açıdan erkeklere bağlı olduğu sürece daima ikinci sınıf insan olarak kalacaklarını söylüyordu. Bu argüman o kadar coşkuyla karşılandı ki, kadınlar evlerini bırakıp adeta dalga dalga patronların masalarına oturdular, fabrikaları doldurdular.

1940?larda %15 olan evli kadınların iş yaşamındaki oranı, 1960?da iki katına çıktı. 1970 yılına gelindiğinde ise 6 yaşından küçük çocuğu olan kadınların üçte ikisi iş hayatına atılmıştı bile. Kadının yeri evidir, düşüncesi artık mazide bırakılmıştı. 1940 ile 1970 arasındaki bu 30 yıllık dönemde yapılan araştırmalar kadınların sadece %25?inin çocuklarını emzirdiğini gösteriyordu. Zaten o yıllarda ?tıp bilimi? de çocukların emzirilmesini gereksiz buluyordu. Mamaların çocuklara yeteceğini söyleyen ?bilimsel? destek kadınların ?annelik? duygusunun yarattığı vicdan azabından kadınları kurtarmayı amaçlıyordu.  

Temelde ?ev hanımlığı? olgusunu hedef alan bu argüman, Batı?da öylesine başarılı oldu ki, kadınlar kendilerine ne iş yaptıkları sorulduğunda ?ev hanımıyım? demeye utanır oldular. Ev hanımlığı küçük düşürücü, aşağılayıcı bir tanımlama olarak kullanılır olmuştu.

Bu argümanı güçlendirmek için ?çift maaşın? aileleri ekonomik açıdan güçlü kılacağı da sürekli işleniyordu. Ama gerçekler hiç de öyle değildi. Kadının evinde olmamasından dolayı, kadının aldığı maaştan daha fazlası çocuk ve ev bakım hizmetlerine gidiyordu. 

Kadının evinden çıkarılması, çok önemli projeydi. Böylelikle kapitalist yaşam biçimi toplumun kendisini koruyabileceği temel bir sığınak olan ?evi? de teslim almış olacaktı.

Öyle de oldu. Bugün artık anne-baba ve çocuk üçlüsünden oluşan çekirdek aile bile tarihe karışmak üzere. Artık bu üçlünün birbirini sadece akşam yemeklerinde görebildiği ?atom aileler? var. Bianchi ve arkadaşları ödüllü kitapları ?Amerikan Aile Yaşamının Değişen Ritmi? adlı kitaplarında, iş ve ev arasında sıkışan annenin yaşadığı zorluk ve sıkıntıları ele alıyor ve annelerin artık geçmişe oranla ev ve çocuklarıyla çok daha az ilgilendiklerini vurguluyor. Baker?ın makalesinde de ifade edildiği gibi, evet kadınlar artık daha yüksek eğitimli ve iş yaşamında daha fazla rol alıyor, ama daha az evleniyor, daha az çocuk sahibi oluyor ve daha çok boşanıyor.

Sonuç

Kadın üzerinden yaratılan toplumsal trajedinin çok daha iç parçalayıcı bir tabloya dönüştüğüne şahit oluyoruz. Yukarıda kısaca analiz etmeye çalıştığım tablonun asıl amacı, kadının ifsad sürecinde kullanılan ?kod?ların bugün Müslüman camia tarafından ne oranda paylaşıldığına ve dillendirildiğine dikkat çekmektir. Bu konuyu tartışmalıyız.

Üç temel argümana yaslanan sosyo-kültürel kodların deşifresini sağlıklı bir şekilde yapmamız gerekmektedir. Bugün Türkiye?de Batı?da kullanılan kodlamanın kullanılarak, yeni bir ?modern Müslüman kadın? imajı yaratılmaya çalışıldığını gözlüyoruz.  

Müslüman kadının ?annelik mi kariyer mi?, ?eğitim mi çocuk mu? gibi ikilemler yaşadığına şahit oluyoruz. Bu ikilemlerde eğilimlerini belirleyen güdülerin hangi ?kod?lar üzerinden ifade edildiğine dikkat etmeliyiz.

Bugün Amerika?da kadınların 70 yıllık bir eziyetten sonra yavaş yavaş evlerine dönmeye başladığını görüyoruz. İstatistikler özellikle son 10 yılda yüksek eğitimli kadınların iş yaşamlarını bırakıp tam zamanlı ?anneliği? tercih ettiğini gösteriyor. Ne ki, Türkiye?de önce ?kariyerim? diyen yeni nesil bir kadın olgusuyla karşı karşıyayız. Amerika?da kadınlar evlerine dönmeye başlamışken, Türkiye?de kadınlar iş hayatına atılmanın heyecanını yaşıyor.

Kaynakça

Clare Lyonette, Rosemary Crompton & Karin WallGender(2007), Occupational Class And Work-Life Conflict A comparison of Britain and Portugal, Community, Work and Family Vol. 10, No. 3,

Margaret O?Brien, Berit Brandth &Elin Kvande (2007), Fathers, Work And Family Life/ Global perspectives and new insights, Community, Work and Family Vol. 10, No. 4, November

Heather Boushey, (2008) , ??Opting Out? ? ? The Effect Of Children On Women?s Employment In The United States, Feminist Economics 14(1)

Annette Lareau and Elliot B. Weininger (2008)Time, Work, and Family Life: Reconceptualizing Gendered Time Patterns Through the Case of Children?s Organized Activities, Sociological Forum, Vol. 23, No. 3,

Margo Hilbrecht, Susan M. Shaw, Laura C. Johnson and Jean Andrey (2008), ?I?m Home for the Kids?: Contradictory Implications for Work?Life Balance of Teleworking Mothers, Gender, Work and Organization. Vol. 15 No. 5 

Janet Zollinger Giele (2008), Homemaker or Career Woman: Life Course Factors and Racial Influences among Middle Class Americans,  Joumal of Comparative Family Studies

Marilyn Yalom (2002), Antik Çağlardan Günümüze Evli Kadının Tarihi, Çitlembik yay., İstanbul

Suzanne M. Bianchi, John P Robinson and Melissa A. Milkie (2006), Changing Rhythms of American Family Life, Russell Sage Foundation

Jayita P., Murali P., (2009), Working Mothers: How Much Working, How Much Mothers, and Where Is the Womanhood?., Some Issues in Women.s studies, and Other Essays

Maureen Baker (2009), Choices or Constraints? Family Responsibilities, Gender and Academic Career, Joumal of Comparative Family Studies

yazarın diğer yazıları için tıklayınız

 

 

 

Yorumlar

Abi çok güzel bir yazı olmuş

Abi çok güzel bir yazı olmuş eline yüreğine sağlık Allah razı olsun emeğinden inş.

çok hacimli bir yazı ancak...

 

Mücahit Gültekin öyle denklemler kurmuş ki sanki kimya dersindeyiz reaksiyon konusunu işliyoruz. Kendince tanımladığı ?kod?larla net yargı ve hükümlere varıyor lakin sosyal bilimlerle fen bilimler farklı biçimlerde işlenir. Matematiksel düşünce tarzında sonuç tekdir, ancak sosyal hayatta sonuçlar tek değildir. Sosyal hayatı belli kalıplarla ifade etmek basitliktir. Mesela kadının cinselliği nedeniyle "taciz" sonucu ortaya çıkıyor diyor ki bu yetersiz bir çıkarımdır. Aynı zamanda kalbinde kötülük olanlar da böyle bir sonucu ortaya çıkartır. Nedense kötülüklerin tek müsebbibi olarak çoğu zaman kadın gösteriliyor. Kadınlar da artık bunu iyice içselleştirmişler sanki, kendilerini neredeyse şeytan kabul edecekler. Ne de olsa Sait Nursi gibiler "kadın şeytandır" demiş öyle değil mi?

 

Tüm söylediklerinize

Tüm söylediklerinize canıgönülden katılıyorum ,malesef kadın toplumsallaşabilme adına ,ekonomik özgürlüğünü elinde bulundurabilme adına ,kendini ezdirmeme adına  fıtri olarak kendine biçilen rolü (anne,kadın,eş...) reddetmekte ve kendisine yabancılaşmaktadır,bunun sonucu olarakta aileler yıkılmakta ,evlatlar bakım evlerine atılmaktadır ,bana göre en önemli sonucuda kendine biçilen rolü reddedip ne kadın olmayı başarabilen ne de erkek olabilen bir tür insan oluşmaktadır  ,malesef bunun en ağır faturasını oyuncaklarla ,kıyafetlerle ,hamburgerle kandırılan çocuklar ödemektedir .Allah inşallah akledebilen, neden yaratıldığını ve nereye gideceğini idrak eden ve ona göre yaşayan kullarından eylesin hepimizi

Yorum görüntüleme seçenekleri

Yorumların gösteriminde tercih ettiğiniz şekli seçiniz ve değişiklikleri "Ayarları kaydet"e tıklayarak kaydediniz.

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.

Bu site’de yer alan bilgiler kaynak gösterilerek kullanılabilir. 
Eposta: info@aileakademisi.org  
Aile Akademisi© 2011
Tasarım:Baydar Bilişim