Oyun Düşmanı Oyuncaklar


246 ?Bu robot hem dans ediyor hem de müzik çalıyor. Üstelik altındaki led lambalar sayesinde karanlık ortamlarda da ışıl ışıl oluyor.?

?Çocuğunuz şu düğmeye bastığında ışıklı bir top iniyor. Bu labirent şeklindeki kaydıraktan kayarken onu izlemek çocukların çok hoşuna gidiyor.?

?Bu oyuncağı aldığımızdan beri hep onu izliyor. Hareketleri, sesleri ve ışıkları çok dikkatini çekti.?

?Bu bilgisayar oyununun başına oturdu mu kıyamet kopsa duymaz. Saatlerini burada geçiriyor evde birbirimizin yüzünü bile göremiyoruz.?

Oyuncakla ilgili son yıllarda duymaya alıştığımız izlenimler böyle. Çocuğun yapması gerekeni çocuk adına yapan robotlar, labirentleri kendi başına dolaşan toplar, çocuğun dikkatini çekip başka bir yere dikkatini verememesine sebep olan oyuncaklar. Bir oyunun öznesi olma hakkını çocuğun elinden gasp edip, çocuğu oyunun nesnesi yapan oyuncaklar. Çocuğun aktif hale gelmesi için pasif halde kalmaya sabredemeyen ve çocuğu kendi öz vatanında, oyunda, pasifize eden oyuncaklar.

Teknolojik gelişimin oyun ve oyuncak alanına yansıması, kimilerinin Aydınlanma Çağı?nın yeryüzü cennetine bir adım daha yaklaştığımızı düşünmelerine sebep oldu. Her çıkan yeni teknolojinin oyun ve oyuncak alanına yansıması ayakta alkışlandı. Çocuklar her yeni teknolojik gelişimde biraz daha şanslı görüldü. Bu teknolojik gelişimlerin kendi çocukluğunda yaşanmadığına içerleyen yetişkinler çocukları kıskanmaya başladı. Hatta anne-babalar da çocuklaşmaya karar verip, üretilen oyun ve oyuncak teknolojisinden nasiplerini almaya çalıştılar.

Anne-Babasından daha yeni bir çağda yaşamasından dolayı çok şanslı addedilen zamane çocuğu ise her teknolojik gelişme sonrasında oyun içinde daha geri plana itildi. Artık onun yerine oyunu oynayan oyuncaklar vardı. Onun yerine düşünen, konuşan, hareket eden, dans eden, karar veren? Artık zamane çocuğunun yapması gereken arkasına yaslanıp bu canım oyuncakları izlemekti. Oynadığı önünde oynamadığı arkasında olmasına rağmen bir türlü tatmin olmadığına inanılan zamane çocuğu ise bir türlü sıkılmaktan bıkmadı. Hep yeni alınan bir oyuncaktan sıkıldı. Büyük para verilmiş teknoloji harikalarını bir fırlatışta yere serdi. Kırdı, parçaladı.

Anne babalar bir türlü anlam veremese de zamane çocuğunun bu hırçınlığının aslında bir sebebi vardı. Bu teknoloji harikası canım oyuncaklar onun oyun oynama hakkını elinden çalmıştı. Onun oynadığı oyunun başrol oyuncusu olma hakkını elinden alıp figüranlığa zorlamıştı.

?

Oyun, vakit geçirmeye yarayan belli kuralları olan bir eğlence olarak basit bir şekilde tanımlanabilir. Çocuğun gözünden bakıldığında ise oyun yine belirli kuralları olan ancak bir eğlencenin de ötesinde çevresindeki hayatı anlaması, anlamlandırması ve test etmesi için hazırlanmış bir deneme alanıdır. Çocukların oyun oynarken dışa yansıyan ciddi tavırları yetişkinler için sevimli ve hatta komik bulunsa da çocuk açısından oyun gerçekten ciddi bir iştir. Çocuk açısından gayet ciddi bir iş olan oyun aynı zamanda onun her yaş ve her gelişim döneminde zihinsel, sosyal, duygusal ve ahlaki yönden gelişimine de katkı sağlamaktadır.

Oyuncak ise oyunun oynanmasına yardımcı olan tüm materyallerdir diyebiliriz. Bu çocuk için oynadığı oyun bağlamında bir tel parçası, kaşık ya da kırık bir ev eşyası olabileceği gibi özel bir emekle çocuk oyunu için üretilmiş bir oyuncak da olabilir. Oyuncağın parayla alınıp alınmamış olmasının çocuğun oyun dünyası açısından pek bir anlamı yoktur.

Bu kısa ve basit tanım çerçevesinde ele alacak olursak oyuncağın çocuğun zihinsel, sosyal, duygusal ve ahlaki yönden gelişmesini sağlayacak deneyimlere sebep olması gerektiğini söylememiz gerekir. Bu deneyimin sağlanabilmesi için de çocuğun oyuncağın da yardımıyla pratiğin içine girmesi, eylemin öznesi olması gerekir. Oynadığı oyunun hem kurallarını koyan hem de kurallarına uyan olarak çocuk, eylem içinde olan olmalıdır. Bu olduğu takdirde oyunun en temel işlevlerinden biri olan gerçek hayatı test etme ve deneme özelliği ortaya çıkacaktır.

Yaratılmış olan her varlık doğduğunda kendine gerekli olan şeyleri nasıl hemen yapmaya başlıyor ise çocuk da kendine gerekli olan özellikleri hemen geliştirmeye başlar. Bir Afrika gazalı ya da zebrası doğar doğmaz koşmayı öğrenmelidir. Bunun için acilen denemelere başlanır. Yetenek geliştirilir. Birkaç saat sonra Afrikalı bir av, avcısından kaçmayı öğrenmiş olur. İnsanın hayatta kalabilmesini sağlayan özelliği de akledebilme yetisidir. Çocuk da bu özelliğini kullanabilmek için hemen harekete geçer ve hayatının ilk aylarında ilk oyunlarını oynamaya başlar. Zihinsel becerilerin, vücut hareketlerinin, sosyal iletişim becerilerinin gelişiminde oyunun büyük bir rolü vardır. 0-2 yaş döneminde çevre iletişimi zayıf kalan ve yeterince oyun oynayamayan çocukların sosyal-duygusal becerileri zayıflayabilir,  zihinsel ve akademik performansları yaşıtlarına göre daha düşük seyredebilir.

İlk bebeklik evresinden sonra 3 yaştan itibaren çocuk sosyal çevrenin ve arkadaşların farkına varmaya başlar. Onlarla iletişim kurma isteği, ileriki yaşlarda sosyal hayatın içine girebilmenin hazırlıklarıdır. Arkadaşsız tek kişilik oyunlarda bile bu yaştan itibaren çocukların hayali arkadaşları onun yanındadır. İster hayali isterse gerçek arkadaşlarla olsun oynanan oyunlar belirli kurallara dayanır. Bu kurallara uyum çocuğun sosyal çevresiyle uyumunu sağladığı gibi onun zihinsel ve sosyal açıdan gelişimini de destekler. Bu anlamda okul öncesi dönemde oyun eğitimin vazgeçilmezi haline gelir. Eğitimin amaçları içerisinde yer alan tüm kavramların çocuğa oyun içerisinde verebilmek daha kolaydır. Çünkü oyun çocuğun doğal yaşam alanıdır.

Okul öncesi dönemde de sonrasında da oyunun içerisinde çocuğun aktif ve belirleyen olması gerekir. Oyuncağın oyunun bir aracı olarak ortaya çıkan belirgin özellikleri çocuğun oyun esnasında gerçekleştirmesi gereken bir takım deneyimleri gerçekleştirememesine neden olur. Bir bilgisayar oyununda belirli bir mesafeye kuşlar fırlatan çocuk, mesafe tahmin becerisini nasıl kazanabilir? Oyunda yerine koyması gereken bir parçayı bilgisayarın çoktan seçmeli hale getirdiği bir oyundan çıkan bir çocuk gerçek hayatta da bu basitleştirmeyi hayattan beklemeyecek midir? Karşısındaki oyuncunun yenilgisini üzüntüsünü yüz yüze göremediği bir ortamda çocuk, kazandığı zaman rakibini üzecek kadar çok sevinmemeyi nasıl öğrenebilir? Bunun arkadaşlık ilişkilerine zarar verebileceğini nasıl anlayabilir? Yenildiğinde karşısındaki makineye istediği kadar vuran, kötü söz söyleyen hatta onu öldüren (fişini çeken) çocuk, gerçek hayatta bir yenilgi yaşadığında aynı şeyleri karşısındakine yapabilecek mi? Kendisini yenen ya da kendisini zor duruma düşüren tüm durumların fişini çekebilecek mi?

?

Teknolojik oyuncakların parıltılı dünyasına gözlerimiz kapılmışken aklımıza gel(mey)en bu soruların cevapları çocuklarımızın geleceği açısından büyük önem taşıyor. Küçük yaşlardan itibaren çocuğu oyunun eyleyeni olmaktan çıkarıp izleyeni haline düşüren oyuncak, çocuğumuzun hayatı için gerekli zihinsel, sosyal, duygusal ve fiziki beceriler kazanması engellemektedir. Sosyal oyunların çocuğun toplumsal hayatı kavraması açısından hayati öneme sahip olduğu bir evrede bilgisayarlardan, oyun konsollarından, tablet bilgisayarlardan sızıp çocuğun karşısına dikilen oyuncaklar onun sosyal ve duygusal anlamda körlükler yaşamasına neden olmaktadır. Oyunun en önemli işlevlerinden biri olan sosyalleşme teknolojik gelişimin hızıyla doğru orantılı bir şekilde yok olmaktadır. Oyun artık eğlenceli ve eğitici bir araç olmaktan çıkıp, kazanma hırs ve tutkusuna dönüşmektedir. Teknolojik oyuncakların şekillendirdiği oyunlar çocuğu giderek yalnızlaştırmakta, çevresiyle ilgisini azaltmakta, duygusal olarak çevresine karşı körleşmesine neden olmakta, fiziksel olarak onu hantallaştırırken, ahlaki olarak da rekabetçi ve yırtıcı bir varlığa dönüştürmektedir.

Teknolojinin oyuna etkisi, zamane çocuklarının ne kadar şanssız olduğunu düşünmemize neden olacak kadar ağır olmuştur. Teknolojik oyuncaklar arttıkça oyun azalmaktadır. Oyuncak oyunun öznesi haline geldikçe çocuklar oyundan giderek daha fazla uzaklaşıp, kendi içlerine gömülmektedir. Çocuklarımızın çocukluklarını yaşamalarını istiyorsak, onların yeniden gerçek oyunlar oynamasını istiyorsak onları önce ?oyuncaklarından?  kurtarmalıyız.

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız

www.aileakademisi.org

 

Yorumlar

oyun düşmanı oyuncaklar.

hocam kalemine yüreğine sağlık. gerçekten yazınıza üzerinde durulması gereken bir konuya dikkat çekmişsiniz. devamını bekler başarılar dilerim.

Yorum görüntüleme seçenekleri

Yorumların gösteriminde tercih ettiğiniz şekli seçiniz ve değişiklikleri "Ayarları kaydet"e tıklayarak kaydediniz.

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.

Bu site’de yer alan bilgiler kaynak gösterilerek kullanılabilir. 
Eposta: info@aileakademisi.org  
Aile Akademisi© 2011
Tasarım:Baydar Bilişim