Bölüm 4: EMO Hayatlar


253

Not: Bu yazı dizi yazı şeklindedir. Daha Önceki bölümlerini okumak için lütfen tıklayınız

Saat sabahın altısında Hayat, çayı demlemiş, harika bir sofra hazırlamıştı.  Son günlerde Elif Halanın misafir olarak gelmesi evdeki düzeni önemli ölçüde etkilemişti. Hayat eşine ve Elif Halaya seslendikten sonra mutfağa geçti. Ancak onları beklerken menemenin büyüsüne daha fazla dayanamadı.

Akif: Bize de bıraksaydın biraz!

Hayat: Ne yapayım , herkesi çağırdım? gelen gelsin artık?

Akif: Çocuklar düzenli bir kahvaltı sofrası görmedikleri için alışamadılar ki!

Hayat ağzına büyük bir lokma atıp ağzındaki lokmayı sağ yanağına doğru toparladıktan sonra cevap verdi;

? Saat sabahın altısı Akif, bu saatte kim acıkır ki!?

O sırada mutfağa giren dede bir bardak su koyup içti.

Akif: Baba sofraya otursaydın! Annemi de çağıralım?

Dede: Oğlum bu saatte kahvaltı mı yapılır? Annenle saat beşte kalktık, yaptık bile kahvaltımızı?

İçeri giren babaanne eşinin elinden bardağı alıp tezgaha koydu.

Babaanne: Şimdi ki nesil böyle! Neydi o eski günler! Gün doğmadan kalkardık. Rahmetli babam asker ruhlu bir adamdı. Saat sabahın beşi dedi mi, herkes sofra başında hazırola geçerdi.

Hayat, eşinin hep beraber kahvaltı yapma takıntısının nereden geldiğini anlamıştı.

Elif Hala muhabbetin ortasında gelmiş ve sofraya oturmuştu, annesine gülümseyerek:

?Bilmez miyiz? Bizi de erken kalkmaya ve kahvaltı yapmaya rahmetli dedem alıştırmıştı.?

Hayat, evdeki düzenin olmayışından yavaş yavaş kendisinin sorumlu tutulacağını anlamıştı. Suçlanmadan suçu, eşine yüklemeliydi. Kendi eksikleri sıralanmadan o eşinin eksiklerini sıralamalıydı. Kendini ezdirmek istemeyen Hayat?ın aklından hızla şu düşünceler geçti;

Evdeki düzen, sadece kahvaltıda birlikte olmakla mı sağlanırdı? Akif?e ne demeliydi? Çocuklarla sadece para vereceği zaman ilgilenirdi. Canını sıkmadıkları müddetçe sorun yoktu. Akşam yemeğini yer yemez TV başına geçer ve kimseyi duymazdı. Ya da akşam yemeğini yer yemez arkadaşlarıyla mahalle kahvehanesine takılırdı.

Hayat: Çocuklar babalarını sadece kahvaltı sofrasında o da 10 dakika kadar görüyorlar. Muhabbet etmeye vakit yok? sadece bedenen sofrada olan bir babayla olmaktansa biraz daha uyumayı tercih ediyorlar.

Akif esecek fırtınayı sezmişti. Hayat?ın gözleri yine dolu doluydu.  Sesi titriyordu. Akif, hızla geri vitese taktı ve konuyu değiştirdi.

?Hayatım, balım, peteğim? ellerine sağlık?şu ana kadar yaptığın en güzel menemen olmuş!?

Hayat beklenmedik bir şekilde gelen iltifatla anında yumuşadı.

?Soğanını az kattım. Senin sevdiğin gibi olsun diye??

Elif Hala, abisiyle çocuklar hakkında konuşmak istiyordu. Ayşe?nin gizlice abisi Murat hakkında söyledikleri onu çok endişelendirmişti.  

?Abi işe gitmeden önce seninle bir mesele hakkında konuşmak istiyorum.?

Hayat kendisinin dahil edilmeyeceği bu meseleyi çok merak etmişti. Biraz da içerlemişti. Neden kendisiyle konuşmuyordu ki! Ne de olsa diploması yoktu ve ev hanımıydı. Ciddiye alınmamak canını sıkmıştı. Kinayeli bir şekilde Elif halaya laf çarptırdı.

?Konuşmanız özelse çıkayım!?

Elif Hala: Seninle ilgili değil yenge?

Akif: Yarım saat sonra çıkmam gerekiyor. Önemli değilse akşam konuşsak.

Elif Hala: Önemli abi?

Hayat o kadar çok merak etmişti ki konuyu? acaba kendisiyle mi ilgiliydi? Akif?i kendisine karşı kışkırtacak konuşmalar mı yapılacaktı? Hayat isteksizce mutfağın dışına çıktı.

Elif Hala: Abi Murat?ı takip ediyor msun?

Akif: Niye ki!

Elif Hala: Son zamanlarda senden biraz fazla para istedi mi?

Akif: İstedi ama arkadaşlarına hediye alacakmış?

Elif Hala: Arkadaşlarına hediye alıp almadığını kontrol ettin mi? Hangi arkadaşına ne aldı, nereden aldı gibi bir araştırma yaptın mı?

Akif iyice meraklanmıştı.

? Nedir mesele? Murat?ın başı belada mı yoksa? Bana söylemediği bir sorunu mu var??

Elif Hala: Evvelsi gün Ayşe ile konuştum. Abisinin her gün okuldan çıkar çıkmaz bir arkadaş grubuyla bir yere gittiğini söyledi.

Akif: Ama servisle birlikte geliyor ikisi de?

Elif Hala: Servise binmediğini söylüyor. Kendisi de servisten indikten sonra mahalle başında abisini bekliyormuş. O geldikten sonra eve birlikte giriyorlarmış.

Akif: Bizim Ayşe?nin uydurmaları olmasın sakın? Abisini hep kıskanmıştır.

Elif Hala: Dün Mahallede bir köşeye saklanıp takip ettim. Murat servisten inmedi. Ayşe, uzun bir süre abisini bekledi.

Akif durumun ciddi olduğunu anlamıştı. Acaba uyuşturucu bataklığına mı saplanmıştı. Okuduğu üçüncü sayfa haberlerdeki adli vakalar gözünün önünden hızla geçti. Panik halde oturduğu yerden kalktı ve hızla kapıyı açtı. Kapıyı açar açmaz Hayat içeri doğru düştü.  O da panik halde

?Oğlumun ne sorunu var? Başına ne geldi yavrumun??

Elif Hala abisiyle yengesinin bu kadar panikleyeceğini düşünmemişti.

?Sakin olun biraz. Çocuklar kalktı. Gelirler şimdi.. Bir şeyden haberiniz yokmuş gibi davranın.?

Akif tekrar sofraya oturdu. Hayat da eşinin yanına oturdu ama ikisinin de boğazından hiçbir şey geçmiyordu. Murat içeri girdiğinde Elif Hala, abisiyle yengesine kaş göz işareti ile bir şey belli etmemelerini istedi.

Murat: Baba okul servisim gelecek. Haftaya vereceğin haftalığı bugünden alabilir miyim? 10 TL ye ihtiyacım var.

Akif: Ne yapacaksın parayı?

Murat: Baba senin verdiğin parayla haftalığımı birleştirip arkadaşlarıma hediye aldım. Dün söylemiştim ya! Bu hafta aç mı gezeyim?

Hayat: Ben sana hemencecik ekmek arası yapayım oğlum?

Murat: İyi artık.. arkadaşlarım kantinden tost yerken ben köylüler gibi yere bağdaş kurup ekmek arası domates peynir yiyeyim?

Akif: Köylüler olmasaydı sofrandaki bu zengin kahvaltıyı zor bulurdun sen?

Elif Hala tartışmanın büyümesini istemedi. O gün Murat?ı takip edecekti. Para verilmesi gerekiyordu. Ama abisinin de damarı tutmuştu bir kere....

Elif Hala cebinden çıkardığı 10 TL yi uzatarak:

? Bu haftalığın da benden olsun Murat?

Murat sevinçle 10 TL yi aldı.

?Sen halaların bir tanesisin? diyerek yanağına kocaman bir öpücük kondurdu.

Annesi ve babası Murat?ın bu utanmaz tavrına şaşırmıştı. Aslında uzun süredir sergilediği bu davranışlar nedense şimdi onları rahatsız etmeye başlamıştı.

Murat ve Ayşe hızla hazırlanıp servise biner binmez Elif Hala kaldığı yerden konuşmaya devam etti.

Dün onları takip ederken, Murat?ın saçları dikkatimi çekti. Saçlarının yarısı gözünün birini kapatacak şekilde dümdüz taranmıştı. Son zamanlarda saçlarını uzatması da ilginç tabii! Geçen sene ?erkek adam saç uzatmaz? derdi? eve girmeden önce hızla saçlarını eliyle dağıttı. Dışarı çıkardığı gömleğini tekrar içeri soktu. Arkalarından ben girdim. Murat odasına yeni geçmişti. Yanına gidip ?aslan yeğenim? diyerek ona sarıldım. Ağır bir koku vardı üzerinde, hemen geri çekildi ve lavaboya gitmesi gerektiğini söyledi.

Akif Ve Hayat anlatılanları nefes aldamadan dinliyorlardı. Bu değişikliklerin hiç birini fark edememişlerdi. Herkes kendi dünyasına o kadar çok dalmıştı ki!

Akif: Neye bulaştı bu çocuk! Çeteye felan mı girdi yoksa!

Hayat: Ay! Fena oluyorum ben?

Hayat hıçkırıklarla ağamaya başlamıştı. Hem ağlıyor hem de söyleniyordu.

? Hep senin yüzünden Akif? Takip etmiyorsun çocukları? sadece canını sıkarlarsa bağırıp çağırıp başından savıyorsun onları? bütün yük benim omuzlarımda? bıktım artık? bu çocuklara bir şey olursa sorumlusu sensin!?

Akif de iyice sinirlenmişti. Öfkeyle yerinden kalktı. Suçlanmak ağrına gitmişti. Bağırmaya başladı?

?Ya sana ne demeli? işin gücün günlerde arkadaşlarına hava atmak? her biriniz defileye çıkıyor sanki??

Tartışmayı Elif Halanın masaya attığı sert yumruk bitirdi.

?Şimdi birbirimizi suçlamanın zamanı değil. Ortada bir sorun var. Murat?ın ?emo? arkadaşlar edindiğinden şüpheleniyorum.?

Akif ve Hayat şaşkınlık içinde ilk kez duydukları bu ismi tekrarladılar.

?Emo mu? O da ne??

Elif Hala Psk. Danışman Mücahit Gültekin?in yazısını getirdi.

?Siz okuya durun. Ben hazırlanayım.?

ATOM AİLELER, EMO ÇOCUKLAR ve AB PROJELERİ

Büyük filozof Eflatun?a sormuşlar:

-İnsanoğlunun sizi en çok şaşırtan davranışları nedir?

Eflatun ?Dört şeylerine şaşarım? demiş:

- Çocukluktan sıkılırlar ve büyümek için acele ederler. Ne var ki çocukluklarını özlerler.

- Para kazanmak için sağlıklarını yitirirler, sonra sağlıklarını geri almak için para öderler.

- Yarından endişe ederken bugünü unuturlar. Dolayısıyla ne bugünü ne de yarını yaşarlar.

- Hiç ölmeyecek gibi yaşarlar. Ancak hiç yaşamamış gibi ölürler...

Eflatun bugün hayatta olsaydı herhalde şaşırdığı şeylere şu beşincisini de eklerdi: ?Anne-babalar hep çocukları için çalıştıklarını söylerler ama çocukları için çalışırken çocuklarını kaybederler.?

***

Modern yaşam biçimi ?çekirdek aile? modeliyle geniş aileyi tahrip etti. Şimdi çekirdek aile de tehdit altında. Adına ?Atom Aileler? diyebileceğimiz yeni bir aile biçimiyle karşı karşıyayız.

Sabah olunca anne-baba işine, çocuk da kreşe gidiyor. Sadece akşam yemeğinde bir araya gelebilen aile (kimi zaman bu da mümkün olmuyor) bütün psikolojik enerjisini işyerinde tüketiyor. Birbirleriyle konuşmaya, sohbet etmeye güçleri kalmıyor. Güler yüzünü, sabrını, hoşgörüsünü, bilgisini evin dışında harcayan anne-baba, eve sadece iş ortamından yüklendiği stres ve öfkeyi getiriyor. Birbirine en yakın üç kişi, birbirinden uzak üç farklı dünyayı yaşıyor.

Çekirdek ailede anneanne, babaanne ve dedeleri sadece yaz tatillerinde görerek büyüyen çocuklar, atom ailelerde anne ve babalarını bile görmeye, onlarla birlikte olmaya hasret kalıyor. Anne-babalarını sadece hafta sonlarında görebilen, onlarla birlikte olabilen çocukların anne-babalarıyla aralarındaki duygusal bağ da zayıflıyor. Çocuklar anne-babalarını, anne-babalar da çocuklarını tanımadan zaman geçip gidiyor, çocuklar büyüyor.

Çocuğuna zaman ayır(a)mamanın verdiği burukluk ve vicdan azabıyla anne-baba çocuğuna abartılı ödüller alıyor. Ona yeterli ilgiyi gösterememenin verdiği yürek acısını bu yolla hafifletmeye çalışıyor. Aslında çocuğunu değil kendini ödüllendiren anne-baba bunu yaparken herhangi bir pedagojik amaç taşımıyor. Yersiz ve abartılı alınan oyuncaklarla çocuğunu o yaşlarda doyumsuzluğa itiyor. İstediği her şeyin istediği zaman olmasına alışan çocuğun tahammül gücü zayıflıyor, agresif ve kırılgan bir kişilik yapısı oluşuyor.

Annesinin aldığı yeni oyuncağı ?ben bunu istemiyorum? diye balkondan aşağıya atan bir çocuk hatırlıyorum. Bunun üzerine annesi ?ne istiyorsun oğlum? diye sorduğu zaman çocuk ?Değişik bir şey? diye cevap vermiş.

Sonraları benim de gördüğüm bu çocuk ne istediğini bilmiyordu. ?Değişik bir şey? istiyordu. Anne-babanın parayla alabilecekleri şeyler artık çocuğu tatmin etmiyordu. Çocuğun ayrı bir odası, odasında televizyonu, bilgisayarı, hemen her çeşit oyuncağı vardı. Alınan her bir oyuncak çocuğu daha saldırgan, huzursuz ve mızmız yapmıştı.

Çocuğun anne-babanın ilgisine ihtiyacı var. Ama ifade ettiğimiz gibi bütün psikolojik enerjisini patronu ve kariyeri için harcayan anne-baba eve geldiğinde kendisi ilgiye muhtaç bir hale geliyor. Anne-baba ve çocuk üçü de ilgi bekliyor. Üçü de yorgun, üçü de huzursuz, üçünün de yarın yapacakları çok şey var?

Çocuklarına zaman ayır(a)mayan anne-babaların imdadına kapitalist değerler sistemiyle uyumlu bilgi üreten psikoloji yetişiyor. ?Çocuklarınıza ayırdığınız zamanın süresi değil, kalitesi önemlidir? diyen psikologların söyledikleriyle gönlünü biraz olsun avutmaya çalışıyor.

Çocuk büyüdükçe anne-babanın farklı dünyalarda yaşadığını anlamaya başlıyor. Onları bir arada tutacak ev gibi fiziksel bir ortamın haricinde ortak bir anlam dünyasının olmadığını fark ediyor. Daha küçük yaşlarda çizgi filmler, bilgisayar oyunları ve animasyonlarla oluşturduğu sanal dünyasının içine gömülüyor. Yaşı büyüdükçe bu dünyanın sınırlarını genişletiyor. Bu dünyanın sınırları genişledikçe çocukla anne-baba arasında fiziksel bağın dışında hemen hiçbir şey kalmıyor. Gün geliyor bu bağ da kopuyor. Çocuk MSN?de tanıştığı bir gencin peşine takılıp gidiyor. Ve anne-baba bu ilişki biçiminin doğal bir sonucu olarak duyması kaçınılmaz olan o cümleyi çocuğunun ağzından işitiyor: ?Bu benim dünyam, karışamazsınız !?  Çocuk anne-babasından bir nevi intikam alıyor.  İşte son günlerde basında yer alan EMO çocuklar bu türden benzer süreçlerin sonucunda ortaya çıkıyor.

***

?Emo? (İngilizce emotional-duygusal- sözcüğünün kısaltılmışı) çocukların en belirgin özelliği kafasına esen şeyleri kafasına estikleri anda yapmaları. Büşra ve Cansu isimli iki genç kızın kaybolmalarıyla gündeme gelen bu türedi akım, elbette ki sadece aile ilişkileriyle açıklanamaz. Anne-baba ve çocuklar arasındaki kopukluk sebeplerden sadece birisidir.

Asıl üzerinde durulması gereken bu kopukluğu da besleyen modern Batılı yaşam biçiminin giderek içselleştirilmesidir.

Özellikle ?kadınların iş yaşamına katılması?nı amaçlayan AB çerçeve programlarının bu noktadan da değerlendirilmesi gerekir.

İş gücünün artması, ekonomik büyümeye katkı, kadının üretime katılması vb. gibi kulağa hoş gelen ifadelere dayanarak yürütülen projeler bu sürecin aile yaşamına vuracağı darbeleri, yaratacağı tahribatı hiç söz konusu etmiyor. Buna ilişkin nasıl bir önlemlerinin olduğunu açıklamıyor. 

Batı?da, özellikle Amerika?da ?aile?nin nasıl da bitip tükendiğine şahit oluyoruz. Amerika?da anne-babaların çocukları ve birbirleri ile günde yarım saatten daha fazla iletişim kuramadıkları belirtiliyor. Böylesine kopuk ve kendi dünyalarını yaşayan bireyler tarafından kurulan bir ailenin uzun ömürlü olması elbette ki düşünülemez. Amerika?da evlenen her dört kişiden üçünün boşandığını ortaya koyan istatistikler bu yargıyı doğruluyor (Türkiye?de de hızla artmasına rağmen bu oranın hala binde 2 civarında olduğunu düşünürsek Batı?da ailenin yaşadığı facia daha iyi anlaşılabilir).

Kapitalizmin insanlık dışı değerleriyle uyumlu olarak üretilen her bir proje üretimi, malı vs. arttırırken; insaniyetimizi, hassasiyetimizi, adaletimizi, çocuklarımızı, eşimizi, anne-babamızı bizden alıp götürüyor. AB?nin Amerika ve Japonya ile ekonomik alanda rekabet edebilirliğini sağlamak için oluşturulmuş AB çerçeve programlarının ?insan? temelli değil ?ekonomik? temelli bir program olduğunu unutmamak gerekir. 

AB ülkelerindeki intihar oranlarının, cinsel istismarın, uyuşturucu bağımlılığının, yok olan çocukluğun ve ailenin sorumlusu olan bir sürecin bugün bizim ülkemizde de ?kalkınma? adı altında işletiliyor olması ve bunun kendi elimizle, emeğimizle ve paramızla yapılıyor oluşu oldukça düşündürücüdür.

***

Eflatun hayatta olsaydı belki de en çok bizim durumumuza şaşırırdı. 

 

Akif yazıyı okuduktan sonra eşine baktı;

?Murat da son aylarda kafasına estiği gibi davranıyor. Futbolu bıraktı. Eskiden doktor olacağım derdi. Şimdi hiçbir hedefi yok. ?

Eşi Hayat da canı sıkkın;

?Giyimi de ciddi derecede değişti. 2. el kıyafetler, eskimiş yırtık converseler, yataktan yeni çıktım modundaki saçlar, vs?

Elif Hala hazırlanmıştı. Murat?ın barlara takıldığından şüpheleniyordu. O koku içki kokusuna benziyordu. Bunu ne Akif?e ne de Hayat?a söylemek istemedi. Şu anda bunu kaldırabilecek durumda değillerdi.

Elif Hala: Şimdi herkes günlük işlerine dönsün. Sakin olun. Murat?ın bu gruba henüz yeni katıldığını düşünüyorum. Yolun başındayız. Yapılacak çok şey var. Birlikte bir politika belirleyip hareket edebilirsek, bu meselenin üstesinden geliriz. Murat?ı kurtarırız.

Akif işe oldukça geç kalmıştı. Aceleyle çıktı. Hayat da ev işlerine yöneldi.

Murat içki kullanıyor muydu?

Eğer kullanıyorsa bu bağımlılık derecesinde miydi?

Murat?ın bir ?EMO? olma ihtimali yüksekti. Onu bu durumdan kurtarabilmek için neler yapmak lazımdı?  

Elif Hala, aklındaki bu sorularla ilk olarak bu konularda uzman olan arkadaşına gitmeye karar verdi. Akıl akıldan üstündü ne de olsa!

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yorumlar

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.

Bu site’de yer alan bilgiler kaynak gösterilerek kullanılabilir. 
Eposta: info@aileakademisi.org  
Aile Akademisi© 2011
Tasarım:Baydar Bilişim