Bölüm 6: Gerçek Kahramanlar


384

Not: Bu yazı bir dizi yazı şeklindedir. Daha önceki bölümleri için lütfen tıklayınız.

Cumartesi günü henüz gece yarısıydı. Zorlu ailesi, derin bir uykudayken Ayşe, sessizce kalkmış, internette hayran olduğu sanatçının sayfasında geziniyordu. Hayranı olduğu sanatçının fan kulübü olduğunu öğrenmişti. Aynı duyguları paylaştığı bir çok isim vardı sayfada? Ayşe, arkadaşlarıyla heyecanlı bir şekilde yazışırken Ahmet?in sesiyle irkildi.

?Ablaaa!?

?Ahmet hemen uyur musun? Lütfen!?

?Uykum kaçtı, ben de oturacağım seninle, resimlere bakmak istiyorum.?

?Tamam kapatıyorum? Ben de uyuyacağım, vakit çok geç oldu. ?

?Bana ne! Bakmak istiyorum.?

Ahmet yatağından hızla zıplamış ve iki adımda ablasının yanına gelmişti bile? Ayşe, ne kadar hızlı davranmaya çalıştıysa da sayfasını geç kapatmıştı?

?Hadi bakalım hemen yatağa!?

Ahmet sesini çıkarmadan yatağına gitti. Gözlerini yumdu ve gördüğü resmi düşünmeye başladı. Birkaç dakika içinde de uykuya dalmıştı bile?

Saat sabahın onuydu.. Zorlu ailesi, yavaş yavaş yataklarından kalkmaya başlamıştı.. Murat hariç...

Artık her cumartesi gitmek zorunda olduğu bir işi vardı. Bir hayır kurumunda tam gün ihtiyaç sahibi ailelere ve yetimlere yardım paketlerinin hazırlanmasından sorumluydu.  Murat, kendisine haksızlık yapıldığını düşünüyordu. Paketleri, kutulara yerleştirirken içi öfkeyle doluydu. Zorlama işlerden ve dayatmalardan nefret ediyordu. Ama çaresi de yoktu. Halası ortalığı birbirine katmıştı bile?

Hayat, kahvaltı sofrasını hazırladıktan sonra sırayla aileyi toparladı. Yaşlı dede ve babaanne ise çoktan kalkmış, odalarında dinleniyorlardı. Sofrada kimse konuşmuyordu.

Akif, lokmaları güçlükle yuttu. Hayat?ın yüzünden düşen bin parçaydı.

?Hayır yani!? diyerek birden söze girdi.

?Bu çocuk daha 15?inde bile değil? Daha küçücük bir çocuk o! Sabahın yedisinde çıktı evden.. Üstelik bir şey yemeden aç??

Hayat burnunu peçeteyle silip, gözyaşlarını elinin tersiyle sildi.

?Elif, olayı abartıyor bence? Acımasızlık bu? Kendi çocuğu değil nasıl olsa! Onu da göreceğiz bakalım! Kendi çocuğuna bu kadar sert önlemler alabilecek mi? ?

Akif, hiç sesini çıkarmadan ve eşiyle göz göze gelmemeye çalışarak hızla çayını yudumladı. Amacı bir an önce evden çıkmaktı.

Ayşe, babasının kulağına eğilerek;

?Baba, bugün arkadaşım Betül?e gidebilir miyim??

Akif hiç düşünmeden;

?Tabii kızım? dedi. O kadar bunalmıştı ki?

Hayat hızla kalktı ve mutfağa gitti. O sırada konuşmaları dinleyen Akif Bey?in babası ve annesi de kendi aralarında tartışmaya başlamıştı.

?Bence gelin haklı, daha küçücük bir çocuk o!?

?Sus hanım, karışma sen!?

?Olmaz öyle, hafta içi akşama kadar okulda zaten çocuk, yarın da dershaneye gidecek. Ne zaman dinlenecek bu çocuk??

?Varsın boş kalmasın, çalışmaktan zarar mı doğar be hanım? Üstelik hayır kurumunda çalışıyor. Eve bereket gelsin biraz??

Kamile Hanım dayanamadı ve gelinin yanına gitti. Mutfakta sessizce ağlayan gelinine destek verdi.

?Üzülme kızım sen? Ben de konuşurum Akif ile.. El kadar çocuk, eti ne budu ne? Bizim kız, öğretmen oldu ya artık bilmiş bilmiş konuşuyor, karıştırdı ortalığı gene..?

?Sağolasın annecim, sen de olmasan ne yaparım ben!?

Akif, şaşkınlıkla gelin kaynana dayanışmasına bakıyordu. Hayat ve annesi, Murat ile ne zaman adam akıllı ilgilenmişlerdi ki! Bu çocuk zibidi olduysa bunda Hayat?ın payı büyüktü elbet! Akif, sinirlice sofradan kalktı. Sessizce söylenmeye başladı,

?Sen dizilerini hiç kaçırma, altın günlerini hiç kaçırma, her gün mutlaka alışverişe çık! Burnunun dibinde dönen hiçbir şeyi görme! Murat?ın durumunu gören ve bizi uyaran tek kişiye düşman kesil! Ondan sonra da karşıma çık Murat için aldığımız tedbirleri bozmaya çalış!?

Akif ayakkabılarını giyerken Hayat bir anda yanına geldi ve;

? Oğlumu istiyorum, Akif!?

?Yahu amma abarttınız ha! Sanki çocuğu ağır makine işlerine yolladım, tamirci çırağı yaptım. Altı üstü kutuları doldurup paket yapıyor. Neyse ben çıkıyorum, dolaşacağım biraz??

Hayat, eşinin kendisini dinlememesine ve ciddiye almamasına çok bozulmuştu. Hızla sofrayı topladı. Ne zaman sinirlense, morali bozuk olsa dışarı çıkıp alışveriş merkezlerini gezerdi. Giyindikten sonra kayınvalidesine dönüp,

?Anne ben alışverişe çıkıyorum!?dedi.

?Çocuklar ne olacak yavrum! Biliyorsun bizi dinlemiyorlar.?

?Babaları baksın, nasıl olsa beni hiçbir şeye karıştırmıyor, ilgilensin bakalım, bir şey olursa Akif?i ara sen?

Hayat hanım da çıktıktan sonra Ayşe odasından çıktı. En güzel elbisesini giymişti. Banyoya gidip arkadaşından aldığı ruju hafifçe dudaklarına sürdü. Yanaklarına allığını sürüp, saçlarına jöleyle şekil verdi.

?Babaanne ben de çıkıyorum.?

?Aaaa! Olmaz, nereye böyle? Annen yok baban yok??

?Babamdan izin aldım ben, istersen telefonla arayıp tekrar sorayım!?

Ayşe telefonuyla arama yapıp hızla konuşmaya başladı;

?Baba, bugün Betüllere gidecektim, sofrada izin vermiştin ya! Babaannem beni göndermiyor? tamam baba söylerim ben..? Ayşe telefonu aceleyle kapattıktan sonra;

?Bak babaanne, gördün mü? Babam izin veriyor.?

Bu arada telefonun diğer ucundaki Cemil şaşkındı..

?Ayşe gene evde birine takıldı galiba!..?

Betül ve Selim de beklemekten iyice sıkılmışlardı.

Betül;

?Yahu evden çıkması niye bu kadar zor anlamıyorum. Ben sadece çıkıyorum dedikten sonra çıkıyorum. Kimse bir şey demez bana!?

Selim;

?Bizimkilerde hiç sorun yapmaz. Yeter ki baş ağrısı yapmayayım??

Ayşe yeni aldığı topuklu ayakkabılarıyla sağa sola yalpalayarak ve koşarak geldi. Nefes nefeseydi.

?Özür dilerim, beklettim sizi babaanneme yakalandım kapıda, bırakmak istemedi beni??

Cemil;

?Olmaz ama Ayşe, senin hayatına sen hariç herkes karışıyor.?

Betül;

?Sizinkiler de amma eski kafalı??

Ayşe;

?Siz gelebildiğime şükredin. Şu sıralar, bütün dikkatler abimin üzerinde.?

Akif, mahallenin köşesindeki çay bahçesinde arkadaşlarıyla buluşmuştu. Arkadaşı Osman küçük kızından dertliydi. Çınar isimli yeni çıkan bir popstarın fanatik hayranı olduğunu, evde her yerde onun posterlerinin asılı olduğunu, sürekli ona mesajlar gönderdiğini, okul başarısının hızla düştüğünü anlatıyordu. Akif, Osman?ı dinledikçe ruhu daraldı. Sorunların olmadığı bir köşe yok muydu bu dünyada!

Osman?dan sonra diğer arkadaşı Haydar devreye girmişti. O da büyük oğlunun Çınar adlı popstarın fanatik hayranı olduğunu, onun yaptığının aynısını yapmaya çalıştığını söyledi. Ona benzemek için kıyafetlerini, saçlarını değiştirdiğini bütün hayatının o olduğunu söylüyordu.

Akif o ana kadar hiç konuşmamıştı. Çayını yudumladıktan sonra kalktı. Arkadaşları ne kadar ısrar ettilerse de onu oturması için ikna edemediler. Biraz dolaşmaya karar vermişti. Sorunlardan uzaklaşmak istiyordu.

Yürürken, uzaktan görünen semt pazarına öylesine baktı. Bakar bakmaz eşi Hayat?ı gördü. Bir tezgâhın önünde kalabalık bir kadın grubunun arasında eline aldığı etek ve pantolonları tek tek inceleyip bir köşeye atıyordu.

Akif?in içi daha çok daraldı. Eve gitmeye karar verdi. Mısır patlatıp,  televizyonun karşısına geçip bacaklarını uzatarak keyif yapmak istedi. Sorunları düşünmek istemiyordu. Biraz gevşemeye ihtiyacı vardı.

Eve geldiğinde evde derin bir sessizlik vardı. Sessizce babasının odasına baktı. Ahmet? e masal anlatıyordu. Yavaşça kapıyı kapattı. Ahmet dedesinin ?kahramanlık? üzerine anlattığı masallarını çok severdi. Her masaldan sonra eline tahta kılıcını alır hayalinde oluşturduğu kötülerle savaşırdı. Dedesinin masallarda anlattığı o yiğitler gibi olmak istiyordu.

 Akif, evin sessizliğinden istifade etmek istiyordu. Parmak uçlarında mutfağa gitti. Mısırını patlattı, TV?yi açtı. Kanallar arasında gezinmeye başladı. Güzel bir maç izlemek istiyordu. Kanalları tararken gözü ?Çınar? isimli popstarın konserine takıldı. Kasabaya konser için gelmişti. Büyük meydanda konser veriyordu. Bu, ?Osman?ın bahsettiği popstar olmalı? diye düşündü. Saçları dimdik ve yarısı kazıtılmış olan sanatçının burnunda, kulağında, yanağında, kaşında küpeler vardı. Osman ve Haydar endişelenmekte haklı diye düşündü. Allah?tan benim çocukların böyle takıntısı yok diye derin bir nefes aldı.

Ayaklarını uzatarak, mısırından bir avuç aldı ve ağzına attı. Ağzına atmasıyla geri püskürtmesi bir oldu. Akif öksürük krizine girmişti. Yüzü kıpkırmızı olmuştu, gözlerinden yaşlar geliyordu. Annesi ve babası koşarak yanına geldi. Akif hem kriz geçiriyordu hem de TV?yi gösteriyordu. Kızı Ayşe, konserdeydi ve en ön saftaydı. Sürekli kafasını sallayıp sanatçıya öpücükler yolluyordu.

Akif sakinleşmişti artık... Babası, annesi, Ahmet ve Akif, TV karşısında Ayşe?yi sessizce izliyorlardı. Akif ne yapacağını şaşırmıştı. Ceza vermeli miydi? Verirse kızı ondan nefret eder miydi? Ya daha da aksileşip tersini yaparsa! Sorular kafasında çığ gibi büyüyordu.

Yaşlı babası elini, Akif?in omzuna attı. ?Bu devirde kız çocuğunu dizinin dibinden eksik etmeyeceksin uşağım. Git kızını konserden al gel, ona suçüstü yap ki, hatasını anlasın. Gizli işler çeviremeyeceğini görsün.?

Akif, babasına baktı. Gençliği aklına geldi. Bir kez okuldan kaçmıştı, arkadaşlarıyla maça gitmek için? Maçta babasına yakalanmıştı. Nasıl haber aldığını, oraya nasıl geldiğini anlayamamıştı ama ondan sonra da hiç okuldan kaçmamıştı. Akif hızla hazırlanıp evden çıktı.

Akşam yemeğinde bütün aile sofradaydı. Murat üzüntü ve heyecanla yardım ettikleri aileleri, tanıştığı yoksul insanların ne kadar muhtaç ve zayıf olduklarını anlatıyordu. Haftaya yetimhaneye gideceklerini anlatıyordu. Ayşe?nin başı önündeydi. Babasının yüzüne bakamıyordu. Hayat Hanım, Ayşe?nin odasında sıkı bir temizlik yapmıştı. Jöle, ruj gibi süs eşyalarını alıp çöpe atmıştı. Ayşe suçunu bildiği için sıcağı sıcağına verilen bu cezaya razı olmuştu. Halen üzüntü, korku ve şaşkınlık içerisindeydi. Kendisine ne söylense yapacak durumdaydı.

Gece yatma zamanı gelmişti. Herkes odasına çekilmişti. Ahmet her zaman olduğu gibi uykuya dalmadan önce, dedesinden bir kahramanlık hikâyesi anlatmasını istedi. Dedesi, Ahmet?in başucuna oturdu ve ona ülkesinin özgürlüğü için mücadele eden ve bu uğurda ölen bir şehid?in Şeyh Ahmet Yasin?in hikayesini anlattı:

 ? Bir zamanlar çok uzak bir ülkede insanlar mutlu bir şekilde yaşarken ülkeleri zalim ve acımasız bir halk tarafından istila edilmiş?

?İstila ne demek dede?

?Evlerinden çıkarılmışlar, anne ve babaları öldürülmüş, topraklarından başka yerlere sürülmüşler?

?İşte Ahmet Yasin de, ailesiyle ve arkadaşlarıyla mutlu bir şekilde topraklarında yaşıyordu.?

?Aaa! Benim adımda Ahmet Yasin!?

Dedesi gülümseyerek devam etti;

?Dokuz yaşlarında bir çocukken, eli silahlı bu zalim halk, onun da evine gelmişler. Ahmet Yasin de ailesiyle ve arkadaşlarıyla birlikte, evinden, toprağından çıkmak zorunda kalmış. 

Gittiği şehirde hemen okula başlamış. Çalışkan bir öğrenciymiş. Aynı zamanda yüzmeyi de çok severmiş. Bir gün yüzerken bir kaza geçirmiş. Ve sakat kalmış. Boynundan aşağısı felç olmuş?

Ahmet şu ana kadar dinlediği kahramanlık hikâyelerinin en farklı olanını dinlemekte olduğunu anlamıştı. Onun kahramanları hep elinde kılıcıyla koşan savaşçılardı.

?Nasıl yani dede! Hiç hareket edemeyecek mi? O zaman nasıl savaşacak kötülerle??

?Dur bakalım acele etme! Anlatacağım??

?Tekerlekli sandalyesiyle gittiği okulunda kendini çok iyi yetiştirdi. Çok kitap okurdu. Özel dersler aldı. Zeki ve kültürlü biriydi. Çoğu insan merak ettiği öğrenmek istediği şeyleri ona gelip sormaya başlamıştı.

Ülkesinin işgal edilmesine derinden üzülüyordu. Eli ayağı tutan bir şey yapmak isteyen gençler onun etrafında toplanmaya başlamıştı. O, onlara liderlik yapıyordu. Yapacakları ve yapmaları gereken şeyleri söylüyordu. Onu dinleyen ve takip eden gençler, ülkelerini işgal eden düşmanla savaşıyor, başarılar elde ediyordu.

Bir gün düşman onun yerini tespit etti. Onu tutukladı. Ona büyük acılar çektirdiler. Ama o sabretti. Direndi. Düşman, onu tekrar serbest bırakmak zorunda kaldı. Çünkü onu sevenler, onu takip edenler ortalığı birbirine katmışlardı. O çok cesur bir liderdi.

Düşman onun susmasını istiyordu. O hiç susmadı.

Düşman onun düşünmemesini istiyordu. O düşündü.

Düşman onun görmemesini istiyordu. O bütün tuzakları görüyordu.

Yıllar yılları kovaladı. Evlendi ve çocukları oldu. Çok sevilen bir alim, çok sevilen bir baba, çok sevilen bir liderdi.

Düşman onu tekrar tutukladı. Yıllarca hapiste yattı. Onu tek kişilik bir hücrede tuttular. Görmesin, duymasın, düşünmesin, konuşmasın diye. Ama o sabretti. Tek kişilik hücresinde okumaya ve düşünmeye devam etti. Hapisten çıktıktan sonra tekrar halkının yanına gitti.

Onu takip edenlerin sayısı o kadar çok artmıştı ki, düşman ne yaparsa yapsın bu yaşlı ve sakat adamı susturamayacağını anlamıştı. Tek bir yol kalmıştı?.?

Dedesi, son cümlesini de söyleyecekken, Ahmet Yasin?in uyuya kaldığını gördü. Torunun alnına bir öpücük kondurdu. Ve fısıldayarak, son cümlesini, gözyaşları içinde söyledi.

?Bu yiğit savaşçıyı susturmanın tek yolu onu öldürmekti. Öyle de yaptılar. Sabah namazından çıkmıştı. Etrafında sevenleri vardı. O?na dikkat etmesi gerektiğini söylüyorlardı ama o şahadeti göze almış cesur bir liderdi. Umursamadı? derken bir füze gönderdi düşman? orada şehit oldu. Bu dünyada ayaklarını kullanamadı ama cennete koşarak girdi. Allah ona rahmet etsin.?

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yorumlar

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.

Bu site’de yer alan bilgiler kaynak gösterilerek kullanılabilir. 
Eposta: info@aileakademisi.org  
Aile Akademisi© 2011
Tasarım:Baydar Bilişim