Hilal Şahin "Şeker Portakalı"kitabını kritik etti.


                                 ŞEKER PORTAKALI

   Şeker Portakalı kitabı, Brezilyalı yazar Mauro De Vasconcelos tarafından 1968 yılında kaleme alındı. Hayal gücü çok gelişmiş Zeze adlı çocuğun hikayesinin anlatıldığı ve orijinali Portekizce olan Şeker Portakalı kitabı 16 dile çevrilmiştir. 

Tüm Dünya'da ses getiren Şeker Portakalı adı itibariyle merak uyandırırken yazarı Mauro De Vasconcelos yazarlık yeteneğini uzun süre keşfedememiş olması yazarın hayatı hakkında bilgi sahibi olmaya bizleri yönlendiriyor.

Mauro De Vasconcelos 26 Şubat 1920 yılında Rio kenti yakınlarındaki Bangu kasabasında dünyaya gelmiştir. Annesi Kızılderili, babası ise Portekizlidir. 11 çocuklu yoksul bir ailenin çocuğudur. Natal kentinde bulunan akrabalarının yanına eğitimi için gönderilmiştir. Liseyi Natal’da tamamlamıştır. Ayrıca iki yıl boyunca tıp eğitimi almıştır.Balıkçılıktan boks antrenörlüğüne  kadar birçok farklı alanlarda çalışmıştır. 24 Temmuz 1984 yılında Sau Paulo’da vefat etmiştir.

Yazarlığa merak saran Jose Mauro de Vasconcelos farklı işlerde çalıştığı için farklı insanlarla vakit geçirmesi sayesinde roman ve hikayelerini bu kişilerden etkilenerek yazmıştır. Ona en büyük ününü getirecek olan Şeker Portakalı'nı ise tam 12 günde yazmıştır. 20 yıl boyunca Şeker Portakalı'nı  yüreğinde taşıdığını söyler.Güneşi Uyandıralım, Kayığım Rosinha, Delifişek, Çıplak Sokak romanlarını yazmıştır. Roman karakterlerinde genellikle zorlu yaşam şartlarında yaşamaya çalışan kişiler işlenmiştir. 

Ne anlatıyor bu kitap?

Beş yaşındaki Zeze'nin küçücük ama oldukça zengin hayal gücüyle bezenmiş,ailesinden baskı gören ve bu yüzden aradığı değerleri başkasında bulan bir çocuğun hikâyesini anlatıyor. Kitap  basımındaki arka kapak yazısında da bahsedildiği üzere günün birinde acıyı keşfeden bir çocuğun öyküsünü her bir sayfa da okuyoruz. Zeze kalabalık bir ailenin küçüklerindendir.Zeze’nin babası işsizdir ve aile bu yüzden büyük bir fakirlik çeker. Taşınmak zorundadırlar ve bu Zeze’ye acı verir. Bu acısını azaltmak içinde Zeze'den bir şeker portakalı fidanı seçmesi istenir. Zeze’ de bir tane seçer ve kendi ağacı olduğu için ona ilgi gösterir. Fakat bu şeker portakalı fidanının başka bir özelliği daha vardır. O da Zeze ile konuşmasıdır. İkili bu sayede çok iyi arkadaş olur ve Zeze tüm gün yaptıklarını şeker portakalı fidanına anlatmaya başlar.Zeze yaramazlıklarına devam eder ve ailesi de onu sürekli döver. Artık Zeze’yi dövmek alışıla gelmiş bir hale gelir. Fakat zamanla dayağın dozu kaçar ve ablası ile babası Zeze’yi çok kötü döver. Öyle ki Zeze dışarı çıkamaz hale gelir. Bir anlamda artık ölmeyi istemektedir ve bunun için tek yok olarak da trenin önüne atlamayı düşünür.O bunun planını kurarken kötü haber gelir. Portekizli arabasının içinde iken tren arabasına çarpmıştır. Araba paramparça olmuştur ve Portekizli ölmüştür. Hayatındaki en sevdiği kişiyi kaybetmek Zeze’yi yaşayan bir ölü haline getirir. Tam o sırada şeker portakalının yol yapımı için kesileceği söylentisi de çıkmıştır. Tüm aile Zeze’nin bu yüzden bunalıma girdiğini düşünür. Zeze öyle kötü olur ki tüm kasaba haline acır ve bir zamanlar şeytan diye çağırdıkları Zeze’yi ziyarete gelirler. Fakat hiç bir şey Zeze’yi kendine getiremez.

 Bir tek en iyi arkadaşı olan şeker portakalı fidanı ile konuşur. Fakat onun da ömrü artık sınırlıdır. Zeze bir şekilde hayatına devam etmek zorundadır.

         Şeker Portakalı kitabın da  hikaye de duygular çok net anlatılıyor ve okuyucuya bu duygu hissettiriliyor.Zeze'yi  bir çocuk değil ancak içindeki çocuğu unutan bir yetişkin anlayabilir. Kitabın dili akıcı ancak içinde bir çocuğun bilmemesi gereken birçok ifade var.Aile içerisinde sağlıksız bir iletişim,kardeşlerin birbirlerine söyledikleri kötü kelimelerle dolu. Örnek verirsek  Zeze babasını kırdığı için ona sigara alıyor.Bu normal görünüyor ancak bir çocuğun bunu hediye verme şekli olarak anlaması tehlikeli.Zeze'nin isyankar kelimeleri ve her  yaramazlık yaptığında kendisini şeytan olarak adlandırması çocuğun hayal gücünde kendisini bir günahkar olarak tanımlamasına sebep olur. Hatta şeytan gibi kötülük temsili görmesi iyilik ve güzelliklere kendisinin layık olmadığını düşündürür.Günahkarlığı geleceğinde normal görmesine sebep olur.Oysa bizim dinimizde çocuklar masum ve günahsızdır.Zeze de masum ve günahsızdır.

         Hikâyenin merkezinde bir Noel konsepti var. Noel geliyor. Ortalık sevgi, huzur, neşe dolu.Kitapta birçok yerde Hristiyan dini ve kültürü  ile ilgili ifadeler yer alıyor.Müslüman bir çocuğun kendi değerlerini öğrenmeden bu noel konseptine mazur kalması tehlikelidir.Zeze yaşadıkları karşısında düşündükleri Tanrı ifadesiyle bir isyan da vardır.Tanrı'ya sinirlenen onunla konuşurken kelimeleri şeytan içeriklidir.Kendisini hediyeye layık görmediğini düşünüyor. Burada da Hristiyanlık dininin  günaha bakış açısı ortaya çıkıyor ve çocuklarımıza yaramazlıkları karşısında tövbe değil isyankarlık aşılanıyor.

Kitap da en çok zikredilen olaylardan birisi  İsa (as)'ı haşa bir Tanrı gibi gösterilmesidir .İsa (as) Allah'ın kulu ve elçisidir.Tanrı değildir.Yoğun bir şirk içerikli kelimeler vardır. Evlerimizde,okullarımızda Allah sevgisini aşılamaya çalıştığımız çocuklarımızı şirk içeren ifadelerle karşılaştırmamız çelişkidir. Taptaze beyinlerin bunları okuması bilinçlerini olumsuz yönde etkiler.Bizlere düşen evlatlarımıza okuttuklarımızı titizlikle takip etmektir.Onlar ne okurlarsa kalplerinde okudukları kelimeleri yaşatırlar.

0000000064031-1.jpg

Bu site’de yer alan bilgiler kaynak gösterilerek kullanılabilir. 
Eposta: info@aileakademisi.org  
Aile Akademisi© 2011
Tasarım:Baydar Bilişim