Özgürlük ve Çok Kültürlülük


Özgürlük nedir?

Özgür bir ortamda mı yaşıyoruz?

Eğer özgürsek niçin mutlu değiliz?

Boşanma, madde bağımlılıkları, psikolojik sorunlar, vakalar, niçin artarak devam ediyor?

 

Avrupa?da şu anda, toplumu biçimlendirebilmek için ?Çok kültürlülük? adı altında yeni bir üst çatı oluşturulmaya çalışılmaktadır.

Avrupa halkının, hızla yaşlanan ve genç nüfüsu az olan bir topluluk olduğunu biliyoruz. Son elli- altmış senedir sürekli göç alan -  ki bu göçler kimi zaman işçi ihtiyacı, kimi zaman kalifiyeli beyin göçü, kimi zamanda kaçak yollardan, kimi zaman da mülteciler yoluyla olmuştur- bir topluluktur. Toplum yapısı daha karmaşık hale gelince ister istemez diğer kültürlerle etkileşimleri daha da arttı. Mesela; Almanya bundan elli yıl önce Türkiye?den ayak işlerini yapacak işçi ihtiyacını karşılarken,  bu işçilerin sadece işgücünü transfer ettiğini düşündü. Tuvaletleri temizleyecek, ortalığı süpürüp gideceklerdi ancak iş bu boyutla kalmadı? Almanya, Türk işçilerin lahmacununu, başörtüsünü, tesbihini, pikniğini hesaba katmamıştı. Almanlar, hiyerarşide onları en alt basamakta tutmak isteseler de kurallarla sınırlandırmaya çalışsalar da onlar kendi dönerci dükkanlarını açmaya devam ettiler.. Bunun gibi nedenlerden dolayı, toplum yapısı diğer kültürlerle iyice karışan ve tarih boyunca zaten toplama bir nüfus yapısı olduğu bilinen Avrupa halkını tekrar biçimlendirme zamanı geldi. Bu işi her zaman olduğu gibi halkın içine pek karışmayan seçkin elitist tabaka yapıyor.

Başka kültürlerle yaşamanın kaçınılmaz olduğunu gördükten sonra;

Bu kültürleri olduğu gibi kabul mu etmeli?

Yoksa kamusal düzeni oluşturan kurallar tekrar mı belirlenmeli?

Birlikte yaşayan bunca farklı ırkları, milliyetleri, cinsiyetleri saygı ve demokrasi çerçevesinde bir arada tutmanın yolu olarak görülen ?Çok kültürlü çatı? gerçekten de adil bir düzen mi oluşturuyor? 

Kendi aralarında Ortak eğitim faaliyetleri, ortak iş anlaşmaları, ortadan kaldırılan vizeler, ortak gümrük anlaşmaları derken tek bir millet haline dönüşmeye çalışan Avrupa, kimliğini tekrar oluştururken bu kimliği pazarlamayı da ihmal etmiyor tabi ki?

Yeni oluşumda Avrupalı olmak isteyen Türkiye?nin üyeliği halen tartışmalı..Çünkü Türkiye Müslüman bir ülke ve geçmişten gelen köklü bir medeniyeti var..

Kısaca Avrupalı elitisler, toplumu yönetenler; Bütün ırklara, cinsiyetlere, milletlere şunu diyor: Bu yeni oluşumda yer almak istiyorsan medeniyetinle kültürünle gelme, geleceği tekrar planlıyoruz, öncelikle neolibaralist politikalarla toplumunu bu duruma hazırla diyorlar. Çünkü yaklaşık 500 yıldır süren, gelişen  kapitalist, materyalist yapı libareralist ve son olarak da neoliberalist politikalarla beslenmiştir. Bu yapıyı zemin olarak düşünürsek eğer, biz Avrupa Birliğine girersek ev yapma bu evde yaşama, okullaşma, hastane gibi bir çok kurumumuz olabilir, ancak bu özgürlük materyalist, neoliberalist politikalarla materyalist zemini üzerinde şekillenecek?

Şu sıralar, bu zeminle uyuşmayan ne kadar görüş, fikir, millet, cins varsa Avrupa?dan ihraç ediliyor.

Her zamankinden daha sertler, standartlar belirleniyor.

Bugün, toplumumuzda neoliberalist politikalar eşliğinde okullardan tutun da toplumun her katmanına doğru yayılan hızlı bir şirketleşme süreci işletilmektedir.

Özel sektörde bir şirketin nasıl işlediğini düşünün; kaba bir şemayla şöyle tarif edelim;

 

 

 

Şirket yönetim mantığında ürettiğiniz her neyse (Bilgi, ideoloji, eşya..vs..) amaç o ürünün üretilmesi ve pazarlanması üzerine kuruludur. Pazarlanırken piyasanın istek ve talepleri yakından takip edilir, bu istek ve taleplere göre ürün belirlenir ve piyasaya sürülür. Eğer üretilen şey piyasa da tutmayacak gibiyse yeni arayışlar başlar. Yedekte daima bir sürü proje olmalıdır. Personel eksilmesine karşın yedekte yeni personeller hazır tutulmalıdır. Ne kadar çok fikir varsa, ne kadar çok personel varsa şirket için o kadar iyidir. Biri gider biri gelir?

Mesela şu sıralar eğitim dünyasında felsefe, manevi değerler pek alıcı bulmuyor. Alıcı bulmayan alanlar hemen itibarsızlaştırılıp küçültülüyor. (materyale dönüşen bilgi daha çok alıcı buluyor)

Şu ana kadar anlattığımız şeylerin özgürlükle ne alakası var? Bu işleyişin hayatımıza ne tür bir zararı var ki diye düşünebilirsiniz!

Bir yanda şirket sahipleri ve üretenler, diğer tarafta onların ürünlerini tüketenler grubu olarak dünya halkı ikiye ayrılıyor?

Üretenler grubundaysanız;

Kişisel performansınızın sürekli olarak üst seviyede olması gerekiyor. Yetenek ve becerilerinizin sürekli gelişim seyrinde olması gerekiyor. Az zamanda çok iş başaracak bir kapasiteniz olmalıdır. Mesela; sınava girdiğinizde 80 soruyu hızlı ve seri bir şekilde çözmeniz gerekiyor. Ortalama iki saatlik bir zamanınız var. Eğer ağır düşünen ve hareket eden bir yapınız varsa hiç şansınız yok! (Akademik sınava hazırlanan ve bir türlü belirlenen puanı alamayan bir arkadaşın en büyük sıkıntısı soruları okurken kendini kaptırıp sorular üzerinde düşüncelere dalmasıydı)

Okulda öğrenci yetiştiren öğretmenseniz yine üretenler grubundasınız ve aynı mantık okullarda da var. Veli denetiminin aktif hale getirilmesiyle piyasa tarafından sürekli takip edilen denetlenen öğretmenin üzerinde oluşan baskıyı varın siz düşünün.. Üstelik bir de vekil öğretmen, sözleşmeli öğretmen alımları da var. Yani piyasanın beklentilerini karşılayamazsa yedekte zaten bir sürü seçenek var. Vekil öğretmenler, sözleşmeli öğretmenler sırada bekliyor ?biz de kadrolu olsak keşke diye!?..

Üniversitede öğretim üyesiyseniz üretenler grubundasınız. Ve aynı mantık orada da var. Yüksek lisans ve akademik kariyer yapma yolları kolaylaştırılıyor. Yedekte bir sürü aday var. Bu birinci baskı unsuru..Ürettiğiniz fikir ve araştırmaların dünya süpermarketindeki raflara uygun olması gerekiyor. Bu da ikinci baskı unsuru.. ( Uzun zamandır Yök?ün tezler bölümüne girmiyorum. Binlerce tez var. Ne ararsanız anında buluyorsunuz? Tıpkı olağanüstü bir AVM de gezinmek gibi? Çeşitlilik çok ancak bu çeşitliliğin içinde aynı standartları görüyorsunuz. (Labaratuvarlarda, deney ortamlarında doğal ortamlarından koparılmış hayvanlar üzerinde yapılan deneylerin sonuçlarının insanlar üzerinde de benzer etkisi olabileceği düşünülerek oluşturulmuş bilgi.., puanlama ve istatistik?.vs.. )

Hayatı boyunca özgür olmanın yollarını arayan biriyseniz bu durumun sizi tutsak edeceğini de fark edersiniz.

Baskı altında ne kadar özgün ve özgür çalışmalar yapılabilir?

Eğer bir kömür ocağında çalışan bir üreticiyseniz.. İşiniz daha da zor. Uzun çalışma saatleri..- diplomasız ve hatta belli sertifika ve programlarla  beceri kazanamadığız için-düşük ücret (kalifiye yok..) tam bir emek sömürüsü?

Şimdi asıl soruyu sorma zamanı geldi.

Üretim arttıkça niçin özgürlüğümüzü kaybediyoruz?

Üretim arttıkça özgürleşmemiz gerekmiyordu?

Çünkü;

 Öğretmen eskiden mesleğine kutsallık atfederdi. Gerekirse anne babayı karşısına alır gerçeği söylerdi. İlahi adaletten korkardı. Şimdi piyasadan korku var. Öğretmenin otoritesi ve saygınlığı zayıflatıldı. Öğrenci merkezli eğitim sisteminde öğretmen tam bir tiyatro sanatçısına dönmek zorunda kaldı. Öğrencilerini eğlendiren,  velilerini idare eden ve bir yandan da yerini kaptırma tehlikesini sürekli savuşturmaya çalışan konumda? Böyle bir konumda kendinizi ne kadar özgür hissedersiniz ki!

Öğretim görevlisi süpermarketin rafına bir ürün daha yetiştirebilmek için uğraşırken, alanlaşmanın getirdiği sıkıntılarla (Alanı dışındaki bilgiyle ilgilenmeyerek ve dinlemeyerek aslında üretim kısırlaşmaktadır. )ve öğrencilerine artık para getiren müşteriler gibi bakmaya başladığında ve sürekli yerini başkasına kaptırma korkusuyla hareket ettiğinde ne kadar özgürdür?

Kömür ocağında üretime dahil olan işçi belki de üretim aşamasının en ağır işini yapmasına rağmen yorgunluktan kişisel haklarını koruyamaması, düşünememesi kimlerin işine geliyor? İşçi ne kadar özgür?

 

 

Tüketiciyseniz;

Tam bir bağımlılık halindesiniz demektir. Bir ev hanımı olduğunuzu düşünün, eşinizin bir gün içinde kazandığı parayı -diyelim ki 50tl olsun -çocuğunuzla çıktığınızda yarım saat içinde harcıyorsunuz. Aldığınız şey bir pantolon ya da çanta olabilir. Diyelim ki kıyafet alacak paranız kalmadı. Terzilik yeteneğiniz ve evdeki artık materyallerden de üretim yapma gibi bir yeteneğiniz yoksa öylece beklersiniz. Eğer eşinizin para kontrol ve aile kontrol becerisi zayıfsa size para yetiştirmek için daha çok çalışması gerekir. Çalışmıyorsa yokluk var demektir?  

Tüketen ne kadar özgür?

Görünen o ki; gerçekten özgür olabilmenin yolu neoliberal özgürlükten geçmiyor..

Eski değerlerimizi canlandırmamız gerekiyor. Mesela ?İMECE? gibi?

Şirket hiyerarşisi değil halka halka genişlememiz gerekiyor..

 

Toplum olarak kalkınmak istiyorsak eğer; dayanışma, işbirliği, yardımlaşma, hoşgörü, birliktelik, kardeşlik gibi değerlerimizi canlandırmamız gerekiyor.

 

 www.aileakademisi.org

Yorumlar

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.

Bu site’de yer alan bilgiler kaynak gösterilerek kullanılabilir. 
Eposta: info@aileakademisi.org  
Aile Akademisi© 2011
Tasarım:Baydar Bilişim