Pedagojik Ebeveynlik: Evler Okul Odalar Sınıf Olmalı


Yaşadığımız krizler çağının en önemli göstergesi anlam ve değer krizleri. Ve bu krizlerin en önemli sebebi de eğitim sistemleri ve bu sistemleri oluşturan düşünsel kodlar.

Kanaatimce kendi medeniyet değerlerimize dayalı bir paradigma geliştirmedikçe,sokakları sosyal medyayı,televizyonu,kültürü bu değerlere göre biçimlendiren bir vizyon oluşturmadıkça diğertedbirler palyatif ve etkisiz kalmaya mahkûm.

Acı gerçeğimiz şu:

Eğitim sistemimiz çocukları iyileştirmiyor.

Aksine çocuklarımız büyüdükçe kirleniyor. Davranışları, ahlakları, namusları zaman ilerledikçe kötüleşiyor.

Peki, ne yapmalı?

Anne babaların çocukları üzerindeki eğitici etkisi yeniden oluşturulmalı. Anne babalar, çocuklarının dünyasını ve ahiretini uzmanların neoliberal ve ruhsuz modern tavsiyelerinin altında riske atmamalılar. Zira bu modern tavsiyeler 100 yıldır batı toplumunun çocuklarını ve alileri daha iyi bir hale getirmedi.

O halde yapabileceğimiz en önemli şey, evimizi okul, evin odalarını sınıflar haline getirmek.

Eğitimbir toplumun değerlerinin ve insani koşullarının çocuklara aktarılmasıysa bunu en etkili ve ilk yolu ailedir/evdir.

Eğitim insanın insani özelliklerini ortaya çıkarmak ve geliştirmekse bunun en güzel yapılacağı yer yine evdir. Sağlam bir aile terbiyesi ve ev geleneği olan çocukların okul hayatında da son derece başarılı olduklarınıgörüyoruz.

Şimdi evi nasıl okul haline getireceğimizi görelim. Bunun iki yolu var.

Birincisi evin her odasını bir sınıf/ders haline getirmek.

İkincisi evde destek ve fırsat eğitimleriyle çocuklarımız erdemli kılmak.

Birinci yolu biraz açalım:

Salon:

Geleneğimizde ?ben? değil, ?biz? değerlidir. Salon bunun en önemli göstergesidir.

Yüzyıllarca en temiz, engüzel eşyalarımızı salonumuza koyar ve oraya misafir gelmeden girmezdik. Misafirlerimizi ensar hassasiyetiyle karşılar, onlara en güzel ikramlarımızı yapar, en iyi şekilde karşılardık. Çünkü onları kendimizden daha çok önemserdik.

Salona misafirler geldiğinde terlikler kapının önünde hazırdır. Evin en genç çocuğu salon kapısına en yakın yere oturur. İkramdan o sorumludur. İkramın bir düzeni, sırası ve zamanı vardır. Misafire hoş geldin bile demeyen yeni yetme ergenlerin bizim binyıllık geleneğimizde bir karşılığı yoktur.

Önce çikolata ve kolonya tutulur misafirlere. İkramlıklar hemen verilmez. Hemen ikram yaparsak misafire seni istemiyoruz, biran önce içte git demiş oluruz. Geç yaparsak ayıp olur. Bu da keşke gelmeseydiniz anlamına gelir. Çocuk bu zaman dilimini sezer ve ikramı ona göre yapar.

Bu düzenlilik çocukların bilişsel becerilerini geliştirir. Ayrıcaikram yaşlılardan gençlere doğru bir sıra izlenerek yapılır. Büyükler saygı ve hürmetin, küçüklere sevginin öğrenildiği yerlerdir salonlarımız.

Alman usulünü bilmeyiz biz. Misafire ikramı, ?verme kültürünü?o kadar önemseriz ki ? Allah aşkına bir daha al, ölümü gör, bu da zor çayı? gibi ifadelerle cömertlik ve fedakârlık için adeta kendimizi paralarız.

Günümüz ebeveynleriçaçaroz, söz dinlemeyen, kendinden fazla konuşan çocuklardan şikâyet ederler sık sık. Çünkü onların çocukları evde babaya, salonda misafire daha çok söz hakkı vererek dinlemeyi, susmayı ve sıranın en son kendisine gelmesine kadar sabretmeyi yeteri kadar öğrenememişlerdir.

Salon kültürü günümüz bireyselleşmesine karşı, toplumsallaşma manifestosunun güzel örneklerinden biridir.

Oturma Odası:

Oturma odası ailenin birlik içinde olduğu, ortak paylaşımlarda bulunduğu, aileyi birbirine bağlayan yerdir. Toplumsal değerlerin kazanıldığı, ailecek nitelikli paylaşımların olduğu yerdir oturma odası.Anne Baba geçmişlerini,tecrübelerini,acılarını, atalarının geleneklerini burada anlatır. Bu anlamda oturma odası gelenekten geleceğe uzanan bir köprü görevi görür.

Çocuk oturma odasında babasının yanında ayak ayak üstüne atmaz, izin almadan sere serpe uzanmaz. Büyüklere saygı, toplumsal hiyerarşiye uygun davranmak burada öğrenilir. Kızların bir oturuş şekli vardır. Hanımefendilik en iyi salonda ve oturma odasında öğrenilir.Günümüzde maalesef ailenin her üyesi ayrı bir odada otonom bir hayat yaşamaktadır. Böyle olunca da çocukları anası-babası değil TV,AVM ve sokaklar yoğurmaktadır.

Yatak Odası:

Kültürümüzde yatak odasının kapısına havlu asarak oraya mahremiyet işaretini asarız. Burası mahremiyet ve hayâ bilincinin, cinsel terbiyenin, özel alan bilincinin kazanılmasını sağlayan yerdir.

Burası ayıp,haram,helal kavramlarını öğrenmek için iyi bir vesiledir. Çünküçocuklar çat kapı bu odaya giremez. Yatak odasının kıyafeti farklıdır. Eve gelen misafirlere evin her yeri gösterilir. Ama yatak odası çoğunlukla ?burası da yatak odası? diye utanarak uzaktan işaret edilir. Bunu gören çocuklarda mahremiyet ve sınırlara uyuma bilinci gelişir.

Banyo ? Tuvalet:

Çocuklara cinsel eğitim ve mahremiyet eğitimi vermenin etkili araçlarından biri de banyo ve tuvalettir. Burada çocuk temiz olmayı, öz bakımını düzenli bir şekilde yapmayı öğrenir. Planlı hareket etmeyive sorumluluklarını yerine getirmeyi öğrenir.

Peki ya çocuk odası? Diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Onun cevabı metnin içinde dolaylı olarak veriliyor zaten.

Bugünün ayrı odalarda fiilen boşanmış şekilde yaşayan ailelerin cevabı bulamaması da anlaşılabilir bir durum.

Fırsat eğitimleriyle çocuklarımızı nasıl erdemli kılacağımız da bir sonraki yazının konusu olsun.

Selam ve dua ile?

Yorumlar

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.

Bu site’de yer alan bilgiler kaynak gösterilerek kullanılabilir. 
Eposta: info@aileakademisi.org  
Aile Akademisi© 2011
Tasarım:Baydar Bilişim