Piyasa Eğitimi


Çocuklar okuldan geldikten sonra niçin evde ödev yapmak istemez?

İlkokul 4. Sınıf öğrencisi bir çocuk iki üç cümleyi bir araya getirip niçin kompozisyon yazamaz?

Test çözme trafiği her sene gittikçe niçin artış gösteriyor?

 

Okula gitmek istemeyen çocuk sayısı her gün biraz daha artış gösteriyor. Çocukları,  ilkokula başladıktan sonra bir sınav ve ders trafiğinin içine giren veliler, çocuklarından daha çok yakınır hale geliyor. Her gün sayfalar dolusu test çözmek, çözülen testleri kontrol etmek ve bunun üzerine bir de ek kaynak kitaplarını ekleyince, okula gitmek istemeyen çocuklarla birlikte, bu sistemi çözemeyen ve anlayamayan velilerin kafa karışıklığı daha da artıyor.

Okula gitmek istemeyen çocuğuna özel ders aldıran, dershaneye yollayan bununla da yetinmeyip etüd merkezine gönderen veliler çocuklarından daha fazla hırs yapar hale geliyor.

2014-2015 ilkokul müfredatını inceleyen Kemal İnal[1]; yeni müfredatın neoliberal politikaların bir gereği olarak ortaya çıktığını, küreselleşen bir dünyada iktisadi menfaatler temelinde, insan sermayesinin geliştirilmesi, çeşitlendirilmesi ve bireycileştirilmesinden geçtiğini, açıkça ortaya koyduğunu söylüyor.

Küreselleşen dünyada tıkanan kapitalist sistemi açmak için uygulanan politika, neoliberalizm olarak literatüre girdi.

1980'lerden beri Türkiye?nin de uygulamaya çalıştığı neoliberal politikalar, eğitimden siyasete hayatımızın her alanına; evde çocuğumuzla yaşadığımız ders ve ödev trafiğine kadar yansımaktadır.

Piyasa eğitimi olarak da adlandırabileceğimiz bu sistemi, biraz daha açarsak sistem şu şekilde işliyor;

Toplumsal hiyerarşinin en üstünde holding sahipleri var. Devlet, 1980'lerden beri özelleştirilmelerle başlayan kamusal alandan geri çekilerek, müdahale alanlarını daraltmaya devam ediyor. Hal böyle olunca yönetici konumuna büyük iş yeri sahipleri, holding patronları geçiyor. Bu işyeri sahiplerinin yüzlerce marketi, şubeleri , kömür ocakları vs.. bulunmaktadır. Bu işyerlerinde çalışanlar ise hiyerarşinin altında yer alan kesimdir.

Büyük şirket sahipleri yoksul halka ve çalışanlarına bolca vergi vermek yerine kazançlarını bankalara yatırmaktadır. (Zaten işyerinde ona ekmek kapısı açtım. Bir de üstüne para mı vereyim? Diyor.) Bankacılık sistemi vatandaşa bolca kredi dağıtmaktadır. Ev almak isteyen orta sınıf vatandaş 90 tl lik krediyi 200 tl olarak bankaya tekrar ödemektedir. Ödenen bu fazla para yine holdinglerin kasasına dönmektedir. Zengin daha zengin olurken fakir daha da fakirleşmektedir.

Tabi bu işleyişte yoksulluk sınırında olan, orta sınıf olan kesim, daha konforlu yaşam adına çalışmaktadır ve çektiği krediyi çoğunlukla ödeyememektedir.  Ve en alt sınıfa düşmektedir. En alt sınıftaki yoksullar ise bildiğimiz cinsten değil, evi var, arabası var ama kredi batağında..

İnsan böyle bir yoksulla karşılaşınca acımak yerine öfkeleniyor.

Konuyu fazla dağıtmadan tekrar müfredata gelirsek eğer, ?bireyselciliğin? öne çıktığı bir sistemde neolibaralizmin bütün kavramları var.

İnsan kaynakları üretmek adına okullarda çocuklarımız şu amaçlar doğrultusunda yetişiyor;

Kişisel yeteneklerin ortaya çıkarılması

Kişisel becerilerin geliştirilmesi

Girişimcilik,

Risk alabilme,

Yenileşme (inovasyon)

Rekabet ve yarış

Kariyer planlama, meslek tanıtımları (İlkokuldan başlayan)

Bu saydığımız başlıklar bir veli olarak çocuğumda gördüğüm zaman ilk etapta hoşuma giden başlıklar. Ne zararı var ki! Dedirtecek bu başlıklarda eksik olanı görünce insan derin bir uykudan sıçrıyor?

Sosyal ve duygusal gelişim niçin öteleniyor?

Liderlik vasıfları bireyselliğine yatırım yapılan bir çocukta gelişir mi?

Kendi haklarına odaklı, kişisel donanımı gelişmiş terminatörler yetiştiriyoruz. Yanındakiyle bağlantısı zayıf? çünkü, rekabet ortamı, sosyal ve duygusal gelişimi baltalıyor. Sadece bu değil, bilişsel beceriler; testler ve şıklı sorularla olabildiğine desteklenirken, sözel ve sosyal alan; kompozisyonla düşünceyi ve duyguyu geliştirme becerileri zayıf bırakılıyor.

Piyasa acımasız bir dünya; çocuk bu dünyaya sıkı hazırlanmalı mantığı ile arkadaş ilişkileri gelişmez. Çocuklar, arkadaşlarını hasım olarak görüyor. Yarın bir gün çalışmaya başlayınca işyerinde üretim yapan arkadaşını da hasım olarak görecek?

Holdinglere, şirketlere eleman yetiştiriyoruz.

Yönetilen çocuklar olmaları lazım..

 Toplumsal meseleler gündemlerine girmemeli?

Sosyal gelişimleri zayıf bırakılmalı..

Piyasa eğitimi zayıf çocuğa şans tanımıyor. Güçlü ve zeki olan bu sistemde öne geçiyor. Yarışı en önde bitiren iyi bir eleman olarak uluslar arası holding ve iş yerlerine yerleşiyor. Ne de olsa küresel bir politika uygulamaktayız?

Çocuklarımızın değer eğitimine ağırlık vererek, piyasa eğitimini kırabiliriz.

Biz millet olarak kaybolan değerlerimize sahip çıkar, yaşantımıza geçirebilirsek eğer,  işte o zaman gerçek anlamda çocuklarımızı eğitmiş olacağız.

 

 

 

 




[1] Kemal İnsal, Çocuk ve Demokrasi, Ayrıntı, 2013

Yorumlar

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.

Bu site’de yer alan bilgiler kaynak gösterilerek kullanılabilir. 
Eposta: info@aileakademisi.org  
Aile Akademisi© 2011
Tasarım:Baydar Bilişim