15-21 MAYIS AİLE HAFTASI

Aile insanlığın başlangıcından bu yana varlığını devam ettiren bir kurumdur. İlk insanlıktan beri vardır. Yüce dinimiz olan İslam’da da bu konuyla ilgili ilk ailenin Hz. Âdem ve Hz. Havva tarafından kurulduğu söylenmektedir. Geçmişten günümüze var olmaya devem eden aile gerek insan ilişkilerimizi gerekse sosyal hayatımızı düzenleyen bir kurum olarak karşımıza çıkmaktadır. Evlilik ve kan bağına dayanan, karı, koca, çocuklar ve kardeşler arasındaki ilişkilerin oluşturduğu topluluk içindeki en küçük birlik olan bu birim, toplum için büyük bir öneme sahiptir. Çünkü toplumlar ailelerin bir araya gelmesiyle oluşmaktadır. Toplumsal yapıdaki en ufak bir değişiklik toplumun herhangi bir katmanındaki aileyi derinden etkilemektedir.

Ailenin, cinselliğin kontrol altına alınması, üyelerinin sosyal ve psikolojik ihtiyaçlarını gidermesi, önceden tanımlanmış olan statü ve kültürün öğretilip aktarılması, çocukların yetiştirilmesi ve ayrıca toplumda neslin devamını sağlayarak onları sosyal hayata hazırlaması, duygusal yönden güven ortamı oluşturması gibi pek çok işlevi yerine getirdiği görülmektedir. Gerçekleştirdiği bu işlevleri dolayısıyla aileyi toplumsal yapımızın en temel hatta merkezi unsuru olarak tanımlayabiliriz. İşte aile ancak bahsedilen işlevlerini yerine getirdiği sürece devamlılığını sağlayabilecektir. Modernleşme, sanayileşme, kentleşme, hızlandırılmış küresel enformasyon akışı ve bu süreçlerin ortaya çıkardığı oluşumlar, değişim ve dönüşümler aile ve toplumlarda ciddi sancı ve kırılmalara neden olmuştur. Teknolojik alanda ortaya çıkan gelişmelerle beraber etkileşimin ve iletişimin artması bununla beraber yaşanan değişim ve dönüşüm sosyal ve kültürel alanlarda oldukça önemli etkiler yaratarak insan ilişkilerimizi ve aile hayatımızı olumsuz olarak etkilemeye başlamıştır. Dayatılan yeni yaşam biçimi ve değerler aile kurumunu parçalanma ve dağılma sürecine iterek ailenin temel fonksiyonlarını yerine getiremeyecek derecede zayıflamasına yol açmıştır. Bunun yanı sıra ailenin unsurlarını oluşturan insana ve kimliğine dair yeni tanımlamaların yapılması ve bunun yapıyı doğrudan etkiliyor olması, durumu kaygı verici bir hale getirmiştir. Günümüz toplumlarında yaşanan hızlı toplumsal değişmeler ailenin tanımı, yapısı, türleri, işlevleri ve geleceğiyle ilgili tartışmaları gündeme getirmektedir.  Dünyada ve ülkemizde aileye dair yapılan tartışmalara bakıldığında toplumsal cinsiyet eşitliği tartışmaları, İstanbul sözleşmesi ve anti gender hareketler gibi başlıklar dikkat çekicidir. Farklı coğrafyalarda farklı dinlere ,mezheplere, farklı etnisitelere sahip kişiler aile kavramı etrafında birleşiyorlar.Çünkü tüm dünya kendi toplumsal yapısındaki değişim ve dönüşümlere baktığı zaman ailenin  belli bir tehdit altında olduğunun farkında.Günümüzde aile artık  geçmişte eşine çok az rastlanılır risklerle karşı karşıya kalmakta. Boşanma bugün çoğu aileyi tehdit eden bu risklerin başında gelmektedir. Batı hatta batı-dışı toplumlarda da boşanma oranları yükselme eğilimi göstermektedir. Tek ebeveynli ailelerin, nikâhsız birlikteliklerin, eşcinsel evliliklerin, evlilik dışı doğan çocukların sayısının artması; evlilik ve çocuk sahibi olmanın reddedilmesi veya mümkün olduğunca geciktirilmesi eğilimleri fonksiyonlarını yerine getirme açısından zorlanan aileyi kurum olarak daha çok riske sokmaktadır.

Daha önce toplumsal düzeni sarsacağı düşüncesinden hareketle sapma veya anomik durumlar olarak nitelendirilen bu eğilimler günümüz toplumsal yapısı ve aile hayatında normal karşılanır hala gelmiştir. Bu durum haliyle ailenin niteliği ve işleyişini olumsuz olarak etkilemektedir. Tarihsel süreç içerisinde aile biçimleri çekirdek, geniş ve dağılmış olarak sınıflandırılırken yeni aile yapıları artık çocuksuz çekirdek, çocuklu çekirdek; tek ebeveynli, dağılmış aile olarak tanımlanmaya başlanmıştır.

Son yıldaki veriler incelendiğinde, Türkiye’de çekirdek aile ve dağılmış ailenin yaygınlaştığı geniş ailenin ise azaldığı görülmektedir. Özellikle dağılmış aile oranı son yıllarda önemli oranda artmıştır. Boşanma oranlarında eskiye oranla hissedilir artışın yaşanması, parçalanmış aileler, değişen insan ilişkileri, tutum ve davranışlar aile üyelerinin birbirlerine karşı daha fazla beklenti içine girmiş olması, bireysel davranışların artmasına yol açmıştır. Televizyon ve internetin de hayatımızdaki etki alanının artmasıyla beraber aile bireylerinin birlikte geçirdikleri vaktin azalmasına, ayrıca medyanın aile ile ilgili beklentileri değiştirmesine neden olmuştur. Ailenin özel alan olmaktan çıkması ve gitgide kamusal alan haline gelmesi ailenin değişen bir başka yüzü olmuştur. Artık aile genel-kamusal alana dönüşmüş, parçalanıp küçülmüş özelini yitirmiş bir hale gelmiştir. Aile içi sosyal ve duygusal paylaşımlar azalmış, bireyler aileden göreceği ilgi, sevgi ve desteği dışarıda aramaya başlamıştır. Evde geçirilen vakitlerde ise kitle iletişim araçları ve sanal alemde geçirilen vakitler aile içi paylaşımların önüne geçmektedir. Geleneksel Türk ailesinde yaşanan bu çözülmeler, kuşaklar arasında ortaya çıkan farklılıklarla, değişen aile yaşamı ve sorunların çığ gibi büyümesi aileye yönelik yardım alma ihtiyacını da giderek arttırmaktadır.

Tüm bunların yanı sıra ailenin varlığı kadar, niteliğinin, içeriğinin ve işleyişinin nasıl olduğu konusu da hayati öneme sahip. Yolunda giden aile ve evlilik yaşantısının, bireysel mutluluk ve toplumsal gelişimi beraberinde getireceği şüphesizdir. Bu noktadan hareketle aile haftasındaki amaç, toplumun tüm kesimlerinin aile konusunda bilinçlenmesi, ailelerin korunması ve güçlenmesi konusunda farkındalık oluşturmaktır. Aile Akademisi olarak geçmişte olduğu gibi bu günde göz bebeğimiz olarak gördüğümüz ailemize ve yaşadığı sorunlara yönelik farkındalık yaratarak onu koruma gayreti içerisindeyiz. Yaşanan bunca değişim dönüşüm ve ahlâki tahribatlarla ailemiz çok ciddi bir sınav vermekte. Bunun yanında ailemizin “paylaşmacı” ve “dayanışmacı” tutumu, kendi dışında kalan aile bireylerine karşı duyduğu derin “sorumluluk duygusu hala mevcut. Bu duygumuzu kaybetmediğimiz takdirde yaşanan sorunların üstesinden gelebiliriz. Sorunlar ne kadar çok olursa olsun onları lehimize döndürmemiz mümkün yeter ki isteyelim. Unutmayalım ki aile son kalemiz ona yönelik sorunlar, tehditler  insan kaynaklı sorunların çözümleri ise yine insanda. Bu sorunları yaratanda biziz çözecek olanda biz. Aile adına bol farkındalıklı ve çözüm odaklı günlere, haftamız kutlu olsun.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.